Connect with us

Organik Tarım

Anadolunun kaybolma tehlikesi altındaki tohumları kapınıza kadar getirdik

Published

on

Anadolunun kaybolma tehlikesi altındaki tohumlar kapınıza kadar getirdik

Organik Tarım

Balkonda ve saksıda püf nokta, kiraz domates yetiştiriciliği

Published

on

Merhaba bostan severler,

Bu yazımda sizlere saksıda domates nasıl yetiştirilir ve püf noktaları nelerdir bunlardan bahsedeceğim.

Öncelikle domates tohumlarını nereden ne nasıl temin edebilirsiniz.

Domates tohumlarını hazır paket almaktansa bildiğiniz Anadolu domatesinin çekirdeklerini bir peçete veya kağıt havluya sarıp kurumasını bekleyin. Çünkü en güzel tohumların ekim ayı mart ortasıdır.Anadolu domatesinden kastım hem organik hemde GDO suz domates olması yetiştireceğiniz domatesin verimliliği açısından önemlidir.Saf temiz bir ırk domates olursa daha faydalıdır.Tabiki isteyen çeri veya orjinal adıyla cherry de yatiştirebilir.

Tohumlarınızı kağıt havlu veya peçeteye sarıp kuruttuktan sonra ekmek istediğiniz zaman tohumları direk alabilirsiniz. Etrafında kurumuş peçete artıkları fazla bir sorun oluşturmaz.

Öncelikle tohumları çimlendirebileceğiniz  bir kap ayarlamanız gerekmekte. Bu nasıl olur, isterseniz büyük marketlerde bunları için küçük kuyucuklardan oluşan hazır olanları var. Bana göre fazla masraf yapmaya gerek yok. Bakkaldan elinizdeki tohum adedi kadar plastik veya köpük bardak alabilirsiniz. Daha ucuz.

Her bardağın altına kalın yorgan iğnesi ile 2-3 adet delik açıyoruz.

Daha sonra kaliteli bir torf yani orman toprağını elinizdeki plastik bardakların yarısını biraz geçene kadar dolduruyoruz.

Önceden hazırladığınız tohumları her bardağa bir adet gelecek şekilde toprağın üstüne bırakıyoruz. Daha sonra üzerine 1 cm yi geçmeyecek şekilde toprak daha döküyoruz.

Tohum ekme yöntemini daha farklı da yapabilirsiniz. Her bardağın 3/4 üne kadar toprak doldurup, parmağınızla 1 cm derinliğinde çukur açıp tohumu içine de atabilirsiniz. Buradaki amaç tohum çimlenmeyebaşladığında toprağın üstüne çıkamayacak kadar ne derinde olsun , nede çok yukarılarda olsun. 1 cm iyi bir tohum ekme mesafesidir.

Bu işlemlerden sonra tohumlar üste çıkmayacak şekilde bardaklarınızın üzerinden su döküyoruz ve karanlık bir ortamda tohumlarımızın çimlenmesini bekliyoruz. Aslında karanlıkta kalmasa da olur. Ben gün ışığında çok fazla tohum çinlendirdim.

Saksıda Domates

Saksıda Domates

Tohumlar ortalama bir hafta içerisinde çimlenmeye başlar ve 10. günün sonuna doğru hemen hemen her tohum çimlenmiş olur.

Bu zamanlar tohumun cinsine, ortam sıcaklığına, nemine göre değişiklikler gösterebilir.

Tohumlar çimlenene kadar gün aşırı toprağın nemine bakıp azar azar sulama yapabilirsiniz.

Domates tohumları çimlendikten sonra yaklaşık 3-4 cm boy uzunluğuna erişmeleri 2-3 haftayı alır. Bu aşamadan sonra tohumların rüzgar, soğuk ve diğer dış etkenlere karşı daha dirençli olabilmesi için bulunduğu plastik bardaktan çok fazla köklerine zarar vermeden yerinden alıp daha geniş ve derin bir saksıya veya saksı işlevini görebilecek bir kaba dikiyoruz.

Burada önemli olan fideleri dikerken eğer imkanınız var ise her saksıya bir adet olmak üzere teker teker fideleri dikmektedir. ada büyük saksıya fidenin her bir yanından 15-20 cm en az mesafe ile diğer fideleri dikmektir.

Buradaki amaç domates diğer fide ile fazla yakında olmayı sevmez. Biraz boşluk bırakmanız, hatta tek başına ekmeniz domatesten alacağınız verimi üst noktalara taşır.

Domates fidelerinizi ektikten yaklaşık bir kaç ay sonra 20-25 cm boy uzunluğuna erişmeye başlarlar. Bu arada unutmadan domates sürekli olarak belirli zamanlarda sulanmayı sever ve mutlaka gölgede sulayın. Örneğin her sabah 7 de veya her akşam 7 gibi.

Önemli olan sulama zamanınızın aynı olması ve gölgede olması.

Domates fideleriniz ekimden yaklaşık 2 veya 3 ay içerisinde çiçek açmaya başlar. Bu kısım çok önemli. Domateslerinizi gün aşırı takip edin. Çiçek açmaya başlayacağı zaman mutlaka gübre vermelisiniz. Çünkü verimi en çok etkileyen faktörlerden birisidir.

Domates fidelerinize çiçek açmaya başladığından itibaren ve sonraları belirli aralıklarla gübre vermelisiniz.

Peki gübre nasıl olmalı ve nereden temin edebiliriz.Gübre ; genellikle otla beslenen hayvanların katı atıklarıdır.

Örneğin mal gübresi, koyun gübresi,tavuk,kuş gübresi gibi.

Ben en çok kullandığım yöntemden bahsetmek istiyorum.

Ben genellikle az olarak tavuk ve daha büyük kısmını da kuş gübresinden kullanıyorum.

Kanatlı hayvanların idrar atma gibi bir durumları olmadıkları için tüm atıklarını katı atık olarak atarlar ve bitkilerin ana besin kaynağı olan N Azot yönünden çok zengindirler. Azot ise bir protein artığıdır.

Gelelim bu kuş gübresi nereden temin edilir ve nasıl kullanılır;

Kuş gübresi varsa komşunuzun veya sizin bir muhabbet kuşu ondan, balkonunuza gelen ve köşelere dışkılarını bırakan güvercinlerden, kümesleri olup da tavuk besleyenlerden.

Bu saydıklarımın hepsinin gübresi olur ve çok işe yarar.Bu elde ettiğiniz gübrelerin kullanımı çok önemli.  Domates fidelerine verdiğiniz gübre miktarı fazla olursa hepsini yakabilirsiniz.

Onun için benim belirlediğim bir ölçü var. Yarım litrelik bir pet şişesinin içerisine 1 cm yüksekliğe ulaşana kadar kuş gübresi doldurun ve ağzına kadar su ile doldurun. Daha sonra gübreler iyice ıslanıp dağılana kadar çalkalayıp bir gün bekletin.

Ertesi gün suyun yeşil bir renk aldığını göreceksiniz. Bu suyu 2-3 günde bir domates  fidelerinizin toprağına çalkalayarak döküyorsunuz.

Bu işlemi domatesten verim aldığınız sürece yapabilirsiniz. Hiç bir sıkıntı olmaz.

Gübrelerin kullanımıyla ilgili diğer bir yöntemde , gübreleri biraz ezip çok az olacak şekilde toprağın üzerine bırakmak. Her sulamada azar azar o gübre toprağa işleyecektir.

Domates fidelerinize bu işlemleri uyguladıktan sonra, her salkımdan 4-5-6 adet domatesin çıktığını göreceksiniz.

Domateslerinizi el ile değilde bir makas ile dallarına zarar vermeden almanız domatesin strese girmemesini sağlayacaktır.

Umarım faydalı bir makale olmuştur.

Continue Reading

Organik Tarım

Tohumdan tohuma yaşam döngüsü. Sonsuz bir yaşam

Published

on

Aslında her düşünce, her davranış birçok tohum içerir. Bu tohumların doğallıkları; taşırken, saklarken

Tohumu ve onun döngüsünü anladığımızda her şey değişecek bizim için! Dünyada yaşamın mucizevî dönüşümünü gözümüz ile görmemiz için tohumdan tohuma yaşam döngüsüne bakmak izleyebileceğimiz en kolay yol.

Bir tohum yaşamın sonsuzluğunu temsil eder. Onun ürettiği bir sürü meyve, bitki ve sayısız tohumun çoğu tükense, yenip yutulsa ve sadece bir adet sağlıklı tohum kalsa bu yeni bir yaşamı başlatmak için yeterlidir. Her tohum, kendisini her nesilde yenileyip çok değişken koşullara ayak uydurarak sürekliliğini sağlamak üzere sonsuz bir yaşamı temsil eder.

Aslında her düşünce, her davranış birçok tohum içerir. Bu tohumların doğallıkları; taşırken, saklarken, paylaşırken ve ekerken gösterilen özen, geleceğimizi belirler. Biz de bir tohum idik kısa bir süre önce… Tohuma can veren bütünü ve varlık şeklini sadece Azot, Potasyum Fosfat, mineraller ve hatta genler ile açıklamak, kontrol etmek hele hele geliştirmek, bizim yeti ve kapasitemizin çok üstündedir.

Bizim tohumlar için yapabileceğimiz en büyük iş; onlara sadakat göstermek, onları elimizde geleceğimizi tutuyor olmanın getirdiği sorumluluk ile saklamak, taşımak, paylaşmak, takas etmek ve sağlıklı toprakla, suyla tekrar tekrar buluşturmak olabilir ancak.

 

Continue Reading

Organik Tarım

Hayat Tohumla Başlar ! Sende Tohumuna Sahip Çık !

Published

on

Hayat Tohumla Başlar ! Sende Tohumuna Sahip Çık !

“Tohum yaşamın kaynağı, yaşamın kendisini açığa çıkarma, yenileme, çoğalma, özgürce daima evrimleşme dürtüsüdür.”
 

 

 

seed freedom

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bizde de tohumculuk kanunuyla birlikte, bir çoğu küresel olmak üzere belli şirketlere tohumların sahiplendirilmesinin ardından geleneksel çeşitlerin tohumları kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Doğası ve varlık nedeni gereği tek amacı kâr etmek olan bu şirketlerin geleneksel tohumları korumak, yaygınlaştırmak gibi bir planları yoktu tabii ki, olamazdı da zaten. Çünkü amacı kâr olan şirketler aynı tohumu tekrar tekrar satmalılar ki kâr etsinler ve bu sürekli olsun. Çiftçinin, yetiştiricinin kendi tohumunu da üretmesi şirketlerin tekrar tekrar kâr elde etmesini engelleyen bir durum.

Bu yüzden bir kez ekilip ürün alındığında bunlardan alınan tohumların ilk satın almış olduklarıyla aynı verimi ve aynı özelliği de göstermemesi gerekiyor, ki böylece çiftçi tekrar tohumcuya ödeme yapabilsin. Yine doğaları gereği pastadan olabildiğince büyük bir dilim almaya çalışıyorlar. Kamuoyuna yansımıyor ama her birinin haftalık yönetim toplantılarında hangi grup tohumda pazarda kaçıncı oldukları, rakiplerinin durumu, bölgelere göre farklılıkları vs.vs. renkli grafiklerle sunulur, rakibi ekarte etmek için neler yapılmalı, pazar nasıl genişletilmeli, uzun uzun mesai harcarlar. Nereden biliyorsun demeyin sakın, sermaye şirketlerinde şayet bu yapılmıyor ise o şirket yönetilmiyor anlamına gelir. Bu şirketler rekabetlerinde, ürünlerini (tohumlar) diğer rakiplerinin ürünlerine göre daha üstün, daha fazla tercih edilir kılmaya çalışırlar. Bu yüzden modası geçenin üretimini durdurarak yeni hibridler üretmeye,  uygun kampanya, satıcı ağı, fiyat politikası vs. her türlü pazarlama aracını kullanarak piyasada hakimiyet kazanmaya çalışırlar.

Hepsinin ortak bir rakibi vardır ve bu ortak rakibe karşı kendi aralarındaki rekabeti unutarak, dayanışma içinde tavır alır ve ekarte etmeye çalışırlar. O da geleneksel tohumlardır ve en büyük korkuları geleneksel tohumların pazarlarını daraltmasıdır. Bu korkularını ilgili kanun sayesinde bir nebze kontrol altına almışlardır. Kendileri hiç bir şekilde geleneksel tohum üretip satmadıkları gibi başkalarının da geleneksel tohumları üretip satmasını engellemiş durumdadırlar. Öyle ki, böylesi bir rekabet engellemesine rekabet kanununun bile yapabileceği bir şey yoktur. Rekabet kanunuyla olsa olsa kendi aralarındaki ufak tefek rekabeti engelleyen şeyler olur ise onlara bakar.

Böylece çiftçi bu şirketlerin üretip sattığı az sayıdaki çeşit tohumu doğuda da batıda da, kuzeyde de güneyde de eker. Ertesi sene gidip aynı tohumu bir daha satın alır. Binlerce farklı geleneksel çeşit ise git gide daha az ekilir, süreç içinde tamamen yok olmaları beklenir.

Bunun suçunu sadece şirketlere ve ilgili yasal düzenlemelere atmak haksızlık olur. Bu şirketlerin müşterisi çiftçiler, yetiştiricilik yapan kişlerdir. Her ne kadar arada içinde resmi kurumların da bulunduğu şirketlerden çiftçilere kadar uzanan zincir içinde kurumlar ve elemanları, bayiler, gezici pazarlamacılar, bir sürü broşür, vs.vs. de olsa sonunda tercihi yapan çiftçilerdir ve çiftçiler geleneksel tohum yerine şirketlerin tohumlarını tercih etmektedirler.

Sistemin maalesef dini imanı para. Nasıl şirketler maksimum kârı elde etmeye çalışıyorlar ise, çiftçiler de hiç olmazsa yaşayacak kadar gelir elde edebilmenin peşindeler. Ürettiklerini, tüketen insanlara doğrudan ulaştıramayan çiftçiler, mallarını aracıların kontrol ettiği bir katmana teslim etmek zorundalar. Dolayısı ile aracılar ne verirse onu kabul etmek zorundalar, kabul etmiyorum deme hakları da bulunmuyor. Dolayısıyla çiftçilerin müşterisi bu ürünleri gıda olarak tüketen insanlar değil, kimin ne yiyeceğine, kaça yiyeceğine, çiftçinin ne kadar kazanacağına karar veren ve en büyük payı hiç bir risk almadan, emek vermeden kendine ayıran aracılar zinciridir.

Bu durumda çiftçi, olabildiğince çok, olabildiğince güzel görünen, günler süren nakliye koşullarında bozulmayan, market raflarına konduğunda günlerce taze ve tam olgun gibi görünebilen ürünler üretip aracıya vermek durumunda. Ancak bu şekilde kendi emeğini, en azından günlük yevmiye miktarı kadar kazanabiliyor ve karnını doyurabiliyor, tabii, yakayı tefeciye çoktan kaptırmış olup faiz ödemekte değil ise. Bunun için raf ömrü uzun, güzel görünen, olgun görüntüsüne çabuk sahip olan tohumların peşine düşüyor. Bununla da yetinmiyor, ürünün rafta durma süresini uzatabilmek için daha erken topluyor, söz gelimi ürettiği şey domates ise, meyve olmasa da gibi olmuş gibi gösterecek, rengini erken kırmızı yapan preperatlara da para ödeyerek malını aracıya yetiştirmek üzere başka aracılara teslim ediyor.

Marketten manavdan bir tepe para ödeyerek bu ürünleri alanlara gelince, çoğunlukla ödedikleri paranın büyük kısmının yetiştirene gitmediğini de bilmeden, söz gelimi aldığı şey domates ise, yusyuvarlak meyvenin kıpkırmızı kabuğunu kestiğinde altında beyaz, odun gibi, tatsız bir meyve etiyle karşılaşıyor. Kızsa da yapabileceği bir şey yok, ertesi gün büyük ihtimal ilkinden farklı olmayan ve muhtemelen aynı tohumdan üretilmiş başka bir yuvarlak ve kırmızının peşine düşüyor. Pestisitlerden ve yiyeceklere bulanmış pestisit kalıntılarından bahsetmiyorum bile, bugün tohum konuşuyoruz.

Gördüğünüz gibi olan biten her şey aslında klasik arz-talep ilişkisinden ibaret. İtiraz edenleri, “biz böyle domatesi ne diye talep edelim” diyenleri duyar gibiyim. Onların seçme şansları olabilseydi belki talep edenlerden sayılabilirlerdi fakat öyle değil maalesef. Sistem, nihai tüketiciyi talep eden olarak değil, verileni verildiği fiyattan tüketmek zorunda bırakılan ve tüm parayı ödeyen büyük kalabalık olarak şekillendirmiş. Bu yüzden onların söz söyleme hakkı yok, söyleseler de dinleyecek kimse yok.

Bu koşullar altında tüketenlerdeki kafa karışıklığı da had safhada oluyor haliyle. Bir etkisi olmasa da, her kesim, bulunduğu yer ve bakış açısı itibarıyla başka birini suçlu görüyor. Kimi manavı suçluyor, kötü ürün verdiği için. Oysa manavın da seçme şansı pek yok, ama sesini de çıkaramıyor kendine yetiştiriciden daha çok pay aldığı için. Kimi şirketleri suçluyor kurdukları tohum tekeli ve ürettikleri kötü tohumlar yüzünden. Kimi çiftçiyi suçluyor iyi ve lezzetli ürünler üretmediği için. Kimi tohumların hibrid olmasından tutturuyor, sanki tek suçlu tohumların hibrid olmasıymış gibi. Oysa hibrid bir türün çeşitleri arasında melezleme ile yapılan bir şey, sonucunda çok lezzetli güzel bir şey de ortaya çıkabilir, berbat bir şey de, bundan yazının sonuna doğru bahsedeceğiz.

Bu resmi bir bütün olarak gördüğümüzde sistemin kurgusunun sonuçta ana unsurlar olan tüketeni ve çiftçiyi mutsuz ve edilgen, diğer tüm unsurları kazanan ve yönlendiren olarak şekillendirdiğini görürüz. Ne çiftçiye ne de çiftçinin ürünlerini tükenlere söz hakkı verilmeyen, her ikisi de kaybedenlerden olacak şekilde bir örgünün içine hapsedilmişiz.

seeds Geleneksel tohumlar dediklerimiz, her biri özel bir iklime, toprağa alışmış, kimi lezzeti, kimi kokusu, kısacası her biri farklı bir özelliği ile öne çıkan, usulüne göre kendi aldığınız tohumunu ektiğinizde şayet bilerek veya bilmeyerek melezlemedi iseniz bir önceki yıl elde ettiklerinizin aynını veren, dünya üzerinde muhtelif türlere ait yüz binlerce varyasyonu olan, kiminin yüzlerce yıllık geçmişi olan, dünya mirası tohumlar.

Dünya ülkelerinin çoğunda olduğu gibi bizde de benzer bir tohumculuk kanununun yürürlüğe girmesi sonucu, tohum şirketlerinin sahibi olamadıkları geleneksel tohumların el değiştirmesi, yaygınlaşması, hatta sistem içerisindeki pazara verilmek üzere ekilip yetiştirilmesi engellendi. Geleneksel tohumlar doğası gereği tohum tekellerinin ürünü olamayacak kadar sürdürülebilir kârlılık sağlayamayacağı için sadece yeni hibridler için gereğinde kullanılacak gen kaynağı olarak kabul edildi.

Öte yandan dünya mirası geleneksel tohumlar dünyanın her yerinde mevcut ve hala yaşıyorlar. İnsan yapısı hiç bir sistem mükemmel değildir, bir yerden çatlar. Sistemin, deyim yerindeyse dini imanı para. Aradan parayı çıkarır, yerine öz veriyi, emeği, iyi niyeti koyarsanız sistem ne yapacağını bilemez hale gelir.

Böylece, dünyada pek çok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de ilk kez 29 Eylül 2010′da bölgedeki sivil toplum örgütlerinin girişimiyle Torbalıda bir Tohum Takas Etkinliği düzenlendi, ertesi yıl Seferihisarda. Sonrasında gittikçe artan sayıda ama çoğu Ege bölgesinde birçok kasabada tohum takas etkinlikleri düzenlenmeye başladı. Bazıları geleneksel hale geldi ve her yıl tekrarlanıyor.

Tüm takasçıların belirli bir günde bir araya gelmesi ve ellerindeki geleneksel tohumları biribirleriyle takas edebilmeleri, geleneksel tohumların nisbeten bölgesel de olsa paylaşılabilmesi, yaygınlaşması adına çok güzel bir uygulama.

Geleneksel tohumların önüne konan engelleri kırmanın başka yolları da vardı elbet. İnternet, çok önemli bir iletişim aracı olarak geleneksel tohumların daha geniş bir coğrafya üzerinde paylaşılabilmesine imkan sağladı. 2011 yılında bu konudaki girişimlerin başladığını, internet üzerinde de tohum takaslarının düzenlendiğini görüyoruz. Ağaçlar.net forumda da 2011 ve 2012 yıllarında tohum takasları düzenlendi. 2012 yılında yaşanan tatsız deneyime rağmen yine de 2500 civarındaki tohum paketi forum etkinliği ile dağıtılabildi. Kişiye çok bağlı ve yeterince denetlenemeyen bu etkinlik sonrasında ertesi yıl için tartışılarak tamamen yepyeni bir sistem oluşturuldu. Kişiye bağımlılığın ortadan kaldırıldığı, tüm insiyatifin tohumları yetiştirenlere verildiği, belki de ülkemizde ilk kez tohumların katalog düzeninde kayıt altına alındığı, takası da kapsayan ama takas şartı olmayan özgür talep ve özgür paylaşım prensibiyle ve her şeyin tam kayıt altında olduğu yeni bir tasarım ile 2013 etkinliği düzenlendi.

katalog1

Bir önceki yıl yaşanan tatsızlık nedeniyle katılımcıların nisbeten çekimser davrandığı 2013 ekinliğinde 277 çeşit tohuma 4755 talep geldi ve paylaşımcılar bu talepleri %93 oranında karşıladı ve 4456 tohum poşeti dağıtıldı. Bu etkinliğin tohum kataloğu da belli bir standart çerçevesinde paylaşımcıların kendilerince hazırlanan ülkemizdeki ilk geleneksel tohum kataloğu örneği oldu. Kataloglarda bitkinin ve meyvelerinin resimleri, nereden geldiği, biliniyorsa çeşit kökeni, ne kadar süredir yetiştiricinin elinde olduğu, çeşide ait bilinen özellikler, yetiştirme bilgileri vb. bir çok bilgi yer alıyor. Paylaşımcıların özeverili çalışmaları ile katalog bilgileri her yıl daha da geliştirilmeye çalışılıyor.

katalog2

Kendini ispatlayan bir sistem ile 2014 etkinliği düzenlendiğinde Haziran ortasında başlayan paylaşılacak tohumların tanıtılması süreci Ekim sonuna kadar devam etti ve toplam 504 geleneksel tohum çeşidinden oluşan yeni katalogdan çok basit bir şekilde yapılabilen talepler 11.907‘ye ulaştı. Paylaşımcılar bunların %96′sını karşıladı ve 11.459 tohum poşeti ülkenin dört bir yanına gitti. Sevindirici başka bir şey de hem tohum paylaşan hem de talep edenlerden bazılarının ürettiklerini aynı zamanda kendilerine yakın pazarlar vasıtasıyla başka insanlara da ulaştırabilen yetiştiriciler olmasydı.

Geleneksel tohumlar üzerindeki ambargo tohum takasları ve paylaşımlarıyla böylelikle kırılıyor. Geleneksel tohumların korunması konunun pek içinde olmayan kişilerin aklına geldiği gibi herkeslerden saklama, kimselere vermeme şeklinde olmuyor, aksine tarihçesini muhafaza ederek olabildiğince dağıtma iklim kuşağının çok dışında olmayan her yere gönderilip yetiştirilmesini sağlamak, yaygınlaştırmak şeklinde oluyor.

Türlerin anavatanları çeşitli. Söz gelimi mısır, patates, biber, domates, fasulye, ayçiçeği gibi türlerin anavatanı Güney Amerika ve kıtanın keşfinden sonra İspanyollar tarafından Avrupa’ya getirilmişler, takip eden yıllarda yayılmışlar. Domatesin zehirli sanıldığı için Avrupaya geldikten sonra 200 yıl yenmediği bilinir, ülkemize gelişi 19. yüz yıl başlarıdır. Buna mukabil bakla bir yakındoğu türü, salatalık Hindistan, kavun Afrika ve Anadoluyu da kapsayacak şekilde Güney Batı Asya, karpuz Afrika’nın güneyi, buğday Güney Doğu Anadolu ve Suriye.

Türler ve çeşitler tarihte çok da eski olmayan zamanlarda anavatanlarından başka yerlere yayılmışlar, yayıldıkları yerlerden genlerinin izin verdiği iklim kuşaklarına adapte olabilmişler. Normalde anavatanlarında en geniş gen havuzuna sahipler. Söz gelimi Peruda 3000 çeşit patates olduğu söylenir. Patates Avrupa’ya getirildikten sonra 200 yıl kadar bir sürede temel besin kaynağı haline geldiği İrlanda’da, meydana gelen bir patates hastalığının yol açtığı açlık sebebiyle toplumun yıllar sürecek  bir yıkıma uğradığı bilinir. Oysa anavatanında bu gibi hastalıklar hiç bir yıkıma sebep olmamıştır. Çünkü aynı anda yüzlerce çeşidi ekilen patatesin toplam hasat edilen miktarı, belli çeşitleri etkileyen hastalıklardan etkilenmemiştir.

Aynı türün farklı çeşitleri ve bunların havaya, suya, toprağa, iklime adapte olmaları bu bakımdan çok önemli bulunur. Yetiştiriciler türlü metodlarla, kimi sadece seçme metoduyla, kimi farklı çeşitleri önce hibridleyip sonra onlardan seçerek farklı çeşitler üretmişler. Bu sebeple türler, çoğu anavatanlarında olmak üzere, biribirlerinden değişik özellikler gösteren binlerce farklı çeşit haline gelmiştir. Bunlardan bir çoğu, her yıl tohumları alınıp ekildiğinde hep aynı özellikler gösteren stabil çeşitler halindedir ve yine bir çoğu bu özellikleriyle yetiştiriciler tarafından korunur. Bugün “heirloom” diye bilinen atalık çeşitler böyledir ve yüklendikleri zaman, emek, deneyim sebebiyle dünya mirasıdırlar.

Bu sebeple, özellikleri aynen devam ettirilen çeşitlere ait tohumlukların pek çok özel önlemle yetiştirilmesi önemlidir. Söz gelimi tohumluk olarak yetiştirilen çeşitlerin başka çeşitlerle çapraz tozlaşarak hibridlenmemesi için o türe ait izolasyon mesafesine dikkat edilmesi, gerekiyorsa başka özel önlemler alınması gerekir.Tohumluk olarak yetiştirilecek bitkilerin tam mevsiminde, sağlıklı, hastalık ve besin yetersizliği belirtileri göstermeyen bitkilerden, bitkinin en güçlü zamanında tohum alınması, tohum alınacak meyvelerin tohumluk olgunluğuna erişmiş olması vs. gibi basit kurallara tam uyulması gerekir, ki alınan tohum saf, hastalıklardan arınmış ve güçlü olabilsin.

Bazen deneyimli yetiştiriciler çok beğendiği çeşitler arasında melezleme yaparak ya da çok beğendikleri hibrid bir tohumdan yeni stabil çeşitler üretmeyi deneyebilirler. Bunun için hibridleme sonucu elde edilen F1′den ya da  hazır bir F1 hibridden tohum alınarak bunların belirli miktarda ekilp yetiştirilip istenen özelliğe sahip bitkilerden yeniden (F2) tohum alınıp, her sene ekme ve seçme metodlarıyla F6 – F7 seviyesine gelindiğinde artık açınım göstermeyip istenilen özelliklere sahip stabil yeni bir çeşidin elde edilmesi mümkün olur. “Kendi Çeşitlerinizi Üretin” (Breed Your Own Varieties) dökümanı bu konuda oldukça faydalı.

Dünyanın başka bölgelerinde ıslah edilmiş bir çok geleneksel ve atalık tohum kendi bölgemize getirildikten sonra en az bir kaç yıl adaptasyon süreci gerekebilir. İklime ve diğer çevresel koşullara adapte olan çeşitler ilk geldiği yıla göre daha iyi gelişim gösterip, daha verimli olabilir. Nitekim bugün yerli dediğimiz çeşitlerin büyük kısmı böyledir.

Uzun sözün kısası, dünya mirası tohumlar tüm ülkelerin tüm insanlarındır diye düşünüyoruz. Kaybedilmemelidirler, her iklime uygun, her lezzet beklentisine uygun, bir çok farklı özellikte, verimli, kimsenin özel malı olmayan yüz binlerce çeşite sahip çıkması gerekenler öncelikle tüketenlerdir, onlar gerçekten isterlerse, yetiştiricilere doğrudan ulaşmanın yollarını bulurlar ve sistemi zorlarlarsa, yetiştiricileri hem risk alan hem de en fazla karın tokluğuna çalışanlar olmaktan kurtarırlarsa, sonunda onların istediği olur ve yetiştiriciler o tohumları ekerler, çünkü artık asıl problem tohumların bulunabilirliği değildir.

Continue Reading

Trend Konular