Connect with us

KÜMES HAYVANCILIĞI

Bıldırcın (Coturnix coturnix)Yetiştiriciliği

Published

on

üşteriler arasında artan bir popülerite kazanmakta olup, özellikle yağı ve kolesterolü düşük hayvansal protein kaynaklı gıdaların aranmasında iyi bir alternatif olmaktadır

ZOOLOJİK SİSTEMDEKİ YERİ
Sınıf: Aves
Takım: Galli
Alt takım: Galliformes
Familya: Phasionidae
Cins: Coturnix
Tür: Coturnix coturnix
Coturnix coturnix coturnix (Avrupa bıldırcını)
Coturnix coturnix japonica (Japon bıldırcını)
Resim
Bıldırcın yetiştiriciliği, gelişmekte olan ülkelerdeki hayvansal protein açığını karşılamak için pratik ve uygulanabilir bir seçenek olarak tavsiye edilmektedir. Çünkü,bıldırcınların vücut yapıları küçüktür, birkaç yüz adet bıldırcının küçük bir alanda muhafaza edilmesi mümkün olup, barınak ve binalarının yapımı ve gerekli malzemelerinin temin edilme maliyetleri ucuz olabilmektedir. Bıldırcının kasaplık olarak yetişme süresinin 6 hafta olması ve bu sürede tükettiği yemin miktarının az olması ekonomik krizlerden etkilenmesi daha az olabilmektedir. Bunlara ilave olarak, bıldırcınlar,köy ve aile şartlarında ticari amaçla üretimlerde, potansiyel seçkin bir yere sahiptir. Bununla beraber, bıldırcınlar, tavuk ve koyunlara benzemez, bunlar evcil içgüdüye sahip değildir ve yerleştirildikleri bir yerde kalmazlar. Bunların özgür kuş olmaları dolayısıyla, kapalı mekanda muhafaza edilmesi daha uygundur. Yumurtası çiğ olarak içildiğinde astım hastalığına iyi geldiği bilinmektedir.Bıldırcın eti, yemek lezzeti bakımından müşteriler arasında artan bir popülerite kazanmakta olup, özellikle yağı ve kolesterolü düşük hayvansal protein kaynaklı gıdaların aranmasında iyi bir alternatif olmaktadır.
Resim
Pazar ürünleri:
Bıldırcın yetiştiriciliği iki ana ürün üzerine kurulmuştur.Yumurta ve et. Yılda 250-300 yumurta verirler. Yumurtaları 9-12 gr. ağırlığındadır. Bıldırcın yumurtası, küre biçiminde olup, kabuk rengi , koyu kahverengiden maviye veya beyaza kadar ve siyah yada mavi benekli olarak çeşitli değişik karakterlerdedir.Bıldırcın yumurtası tavuk yumurtasına göre fosfor ve demir bakımından daha zengindir. Ayrıca bıldırcın yumurtasının tadı tavuk yumurtasına benzer, Bunlar genellikle, katı haşlama, salamura, kızartma yada omlet şeklinde servis yapılır ve büyüklükleri dolayısı ile çerez yada salata malzemesi olarak kullanılmaktadır. Günümüzde marketlerde bol miktarda satılmaktadır. Bıldırcın 5-6 haftalık olunca kesim çağına gelir. Canlı ağırlığı 120-150 gr.,karkas ağırlığı ise 105-115 gr. arasında gelmektedir. Islah yolu ile bu ağırlıklar daha da artırılabilir. Bıldırcın etinin, koyu renkli, yumuşak ve lezzetli olup, yemek için broiler tavukların kullanıldığı her türlü tarzda hazırlanması mümkündür. Kuşlar paketlenmeden önce, normal olarak göğüs kemikleri alınıp, bacak kemikleri yerinde bırakılır ve satış noktalarına ulaştırılır. Bıldırcın eti mükemmel bir ve Niasin B1, B2, B6 vitaminleri, mineral ve yağ asitleri ile pantotenik asit kaynağı olduğu belirlenmiştir.

Barındırma:
Et üretimi amacıyla bıldırcın yetiştirmek isteyenler besiye alacakları yavruları kendileri üretmek zorundadır. Çünkü besi için gereken yavruları üreten özel kuluçka işletmeleri yoktur. Bu nedenle üretici, damızlık yetiştiriciliği, kuluçkalık ve besicilik gibi üretimdeki çeşitli aşamaların zorluklarını göğüslemek durumundadır. Ancak bu zorluklarına karşılık küçük bir kapalı alanda yeterli ve karlı üretim yapılabilmesi gibi bıldırcın yetiştiriciliğinin önemli bir üstünlüğü vardır.
Bıldırcın işletmesi kurulacak arazide yol, su ve elektrik gibi olanaklar bulunmalı, yoksa bunlar sağlanmalıdır. İşletme sakin bir yerde kurulmalı, Pazar için iyi ulaşım imkanları olmalıdır. Yerleşim alanları içinde bıldırcın işletmesi kurulması doğru değildir. Sinek ve kokuya neden olmasından dolayı çevreden şikayetler olabilir.
Bıldırcın üretiminde damızlıkların barındırılması, yavruların büyütülmesi ve besi için kümes yada kümeslere gereksinim vardır. Ayrıca yavru üretimi için bir kuluçka birimi olmalıdır. Bu birimler kapasiteye göre ayrı binalar biçiminde yapılabileceği gibi, aynı bina içinde çeşitli amaçlara uygun bölmeler biçiminde de olabilir. Her işletme amaçladığı üretim kapasitesine göre binanın ve bölmelerin büyüklüğünü belirlemelidir.
Bıldırcın kümeslerinin yönü, yani uzun eksenin doğrultusu, kümesin sıcaklıktan etkilenmesi bakımından önem taşır. Sıcak bölgelerde yaz aylarında güneşin olumsuz etkisinden kaçınmak için uzun eksen Doğu-Batı doğrultusunda olmalıdır. Eğer saçak uzunluğu da yeterli olursa, güneş yaz aylarında dik bir yörünge çizdiği için kümes içi sıcaklığının aşırı yükselmesi önlenmiş olur. Sıcak olan bölgelerde 1.5 m. ye varan saçak uzunlukları önerilmektedir. Soğuk bölgelerde kümesler Kuzey-Güney yönünde yapılabilir. Böylece kümesin daha çok ısınması sağlanabilir. Yüksek yerlerde ve deniz kıyılarında kuvvetli rüzgar zararlı bir etmendir. Bundan dolayı kümeslerin rüzgara açık olarak yapılması doğru olmaz.
Kümesler açık yada kapalı olarak yapılabilir. Ülkemiz koşullarında açık kümesler(perdeli-pencereli) tercih edilebilir. Kümeslerin yada kümes içinde çeşitli amaçlar için kullanılacak bölmelerin büyüklüğü, öngörülen üretim kapasitesine, barındırma sistemine (kafes veya yer) ve kuşkusuz sermaye durumuna göre değişir. Yerde yetiştirme tercih edilirse yataklı sistem kullanılabilir. Bu durumda yazın yetiştirmede 3-5 cm., kışın 5-8 cm. Yüksekliğinde odun talaşı, çeltik kavuzu veya saman yataklık olarak kullanılmalıdır. Kümes büyüklüğünün belirlenmesinde ölçü olarak metre kare taban alanında barındırılacak hayvan sayısının alınması gerekir. Erişkin bıldırcınlarda optimal kümes ısısı 21-27 0C arasındadır.

Bıldırcın Kafesleri:
Kafes sistemi hem et ve yumurta üretiminde hem de büyütme döneminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bir kafes gözünün taban ölçüleri olarak 15 x 15 , 15 x 20 , 15 x 25 cm boyutlarından herhangi biri seçilebilir. Yükseklik ise 15- 17 cm olmalıdır. Bu boyutlardaki bir kafes gözüne 2 – 4 bıldırcın konulabilir.Küçük ölçüde yapılırsa bir erkek bir dişi, büyük ölçüde olanına ise bir erkek 2-3 dişi konması uygundur.
Apartman tipi kafes sisteminde her kafes katının altında gübre birikmesi için eternit ten düz bir yüzey bulunmalıdır. Bu katlarda biriken gübre otomatik olarak yada insan gücü ile temizlenebilir. Kaliforniya tipi kafeslerde ise gübre doğrudan kümes tabanına düşer ve orada birikir. Gübrenin sık sık toplanıp dışarı çıkarılması kümes havasının temizliği açısından iyidir. Hangi tip kafes olursa olsun, kafes taban ızgarasının delik boyutları 1 x1.5 cm olmalıdır. Arka, üst ve yanların ölçüleri ise 2.5 x 4 veya 2 x 5 cm olmalıdır. Kafes tabanının yumurtalık yönüne doğru 15 eğimli olması gerekir. Böylece yumurtanın yuvarlanarak yumurtalık kesimine gelmesi ve kolayca toplanması sağlanır. Yumurtalığa boydan boya bir lastik hortum veya sünger şerit takılması yuvarlanan yumurtanın tele çarparak kırılmasına engel olur. Bıldırcın yumurtalarının kabukları ince ve dayanıksız olduğundan bu önlemin alınmasında büyük yarar vardır. Bıldırcınlar kafeslerde büyük gruplar halinde de barındırılabilir. Grup düzeyinde barındırmada bir gruptaki bıldırcın sayısı 50 den çok olmamalıdır. Aşağıda bu tip barındırma için uygun ölçüler verilmiştir.
25 bıldırcın için : 60 x 60 x 30 cm
50 bıldırcın için : 60 x 120 x 30 cm
Sıçramalar nedeni ile incinme ve yaralanmalara engel olmak için yüksekliğin 30 cm yi geçmemesi gerekir.

Bıldırcın Üretimi
Üretim, kuluçka makinalarına yumurta konularak yapılır. Bıldırcınlar çok kısa sürede cinsel olgunluğa erişirler. Dişiler yaklaşık 42 günde yumurtlamaya başlar.Erkek bıldırcınlarda ise sperma üretimi 36 gün gibi daha erken bir yaşta başlamaktadır. Ancak, döllü yumurta bulmak kolay değildir. Her erkek bıldırcına 2-3 dişi verilmelidir. Bu şekilde döllü yumurta oranı artmaktadır. Bıldırcın üretimi için, damızlık bıldırcın alınıp, onların yumurtası ile işe başlanabilir. Ancak söz konusu bıldırcınlar 2-3 haftalıktan daha yaşlı olmamalıdır. Bıldırcınlarda yumurtlamaya başlama yaşı 35-50 gün arasında değişir. Yaklaşık 56-60 günlerde en yüksek düzeye erişir. Doğal aydınlatma durumunda Mart ayında Eylül’e kadar 50-100 kadar yumurta yaparlar ve sonra 1.5 aylık tüy değiştirme dönemine girerler. Modern yetiştirme koşullarında ise yıl boyunca 250-300 yumurta verir. Optimum aydınlatma süreleri 14-18 saattir.
Kuluçkalık yumurtaların seçiminde temizlik, kabuk sağlamlığı ve ağırlık göz önüne alınması gereken özelliklerdir. Damızlıklardan elde edilen yumurtaların biriktirilme zorunluluğu varsa, uygun koşullarda tutulmalıdır, ortam sıcaklığı 16-18 0C, oransal nem ise %75-80 arasında olması istenir. Makineye konulacak yeterli yumurta üretilmediği durumlarda yumurtalar 10-15 gün kadar biriktirilebilir. Yumurtalar raflarda ya yatay, yada sivri ucu aşağıya gelecek biçimde tutulurlar. Bir haftadan daha uzun süre bekletilen yumurtaların günde bir kez çevrilmesinde yarar vardır.
Kuluçka makinası ile bıldırcınları üretmek için makinede dört koşulu uygun biçimde yerine getirilmesi gerekir. Bunlar sıcaklık, nem, havalandırma ve çevirmedir.Bıldırcınlarda kuluçka süresi 17-18 gündür. Makinenin kuluçkalık bölmesinde sıcaklık 37,5 0C olmalıdır. Son iki günde sıcaklık 1 0C kadar düşürülebilir. Sıcaklık ve nemden başka makine ile havalandırma ve yumurtaların çevrilmesi de gereklidir. Havalandırma makinenin üst kesiminde bulunan bir yada birkaç havalandırma deliği yada penceresi ile sağlanır. Makinenin içine yerleştirilen bir vantilatör yardımı ile pis havanın çıkması ve temiz havanın girmesi gerçekleştirilir. Kuluçka süresini ilk 14 gününde yumurtalar her 2-4 saatte bir kez yada günde en az 5 kez çevrilmelidir. Otomatik çevirme yapılacaksa saatte bir kez yapılmalıdır.Son iki gününde yumurtalar çıkış bölmesinde tutulurlar.
Makineye konulan her yüz yumurtadan çıkan yavru sayısı kuluçka randımanını verir.
Makineye konulan her yüz yumurtadan döllü olanlarının sayısı döllülük oranını verir.Uygulama kolaylığı açısından döllülük denetimi çıkıştan 2-5 gün kadar önce yumurtaların çıkış bölmesine alınması sırasında yapılır.
Döllü yumurtalardan çıkan civcivlerin yüzdesi çıkış gücünü verir.
Resim
Kuluçka kapasitesinin ve damızlık sürü büyüklüğünün hesaplanması:
Pazar araştırması sonucunda haftada 1000 adet bıldırcın satabileceği belirlenmiş ise, bu miktarın %10 kadar fazlasını her hafta makineden çıkarmak gerekir. Çünkü büyütme döneminde bıldırcın yavrularının yaklaşık %5-10 unun ölebileceği düşünülmelidir. Böylece müşterilere yapılacak bağlantılar aksatılmadan gerçekleştirilebilir. Her hafta 100 adet yavru çıkarabilmek için %90 döllülük oranı ve %80 çıkış gücü varsayımı ile yaklaşık 1550 adet yumurtaya gereksinim vardır. Öyle ise her gün damızlık sürüden yaklaşık 225 adet yumurta almalıyız. Bunları bir hafta boyunca biriktirerek makineye koyarız. Her hafta konulan 1550 yumurtanın %90 kadarının döllü olduğunu düşünürsek, kuluçka süresinin 15. gününde 1376-1400 adet dolayında döllü yumurtanın makinanın çıkış yerine alınması gerekir. Bu durumda çıkış yeri kapasitesi 1400 yumurtalık olan bir makine gereklidir. Haftada bir kez yumurta konulmasına göre kuluçkalık yerinin kapasitesi ise bunun iki katı kadar olmalıdır.
Makinaya her hafta konulacak yumurtaları biriktirmek için günde 250 yumurta elde etmek gerekir. Bunun içinde 350-360 kadar dişi damızlık bulundurulmalıdır. Her kafes gözünde bir erkek bir dişi barındırırsak dişi sayısı kadar da erkek gereklidir.
Burada verilen sayısal değerler döllülük oranı %90 Çıkış gücü %80 ve yumurtlama randımanı %70 gibi ölçütlerin üst sınırları alınarak hesaplanmıştır. Bu üst değerlere erişmek oldukça güçtür

Bakım:
Civcivler, çok katlı ana makinelerinde veya yerde büyütülür. Sıcaklık başlangıçta 35-36 0C olmalı, her hafta 3 0C azaltılmalıdır. Asla 22 0C in altına düşürülmemelidir. Tel ızgara tabanlı geniş kafeslerde de büyütme yapılabilir. Hayvanların birbirini gagalamamaları için gaga kesimi yapılmalıdır. Ayrıca gagalamayı önlemek için ışık şiddeti azaltılır. Kuru yonca demetleri asılırsa, hayvanları meşgul eder. 30 x 30 cm. lik bir alana üç haftalık 20 adet genç bıldırcın konabilir. 5. haftadan itibaren bıldırcınların yumurta kafeslerine alınmaları gerekir. Eğer yetiştiricilik yerde yapılacaksa, bıldırcınlar için özel yapılmış yumurta kutuları hazırlanmalıdır. Yumurtlama kutularının içine ot ve saman serilmelidir. Bıldırcınlarda ilk 7 gün 24 saat 2-5 mum luk aydınlatma 8-40 gün doğal gün uzunluğu veya 8 saat 0.5-2 mum luk, 41 günden sonra 16 saat 0.5-2 mum luk aydınlatma yapılır.
Cinsel olgunluğa gelmiş bıldırcınlarda göğüsün üst kesimi ve boğaz tüyleri erkeklerde kahve rengimsi kırmızı tüyler olasına karşılık, dişilerde siyah benekli gri tüyler bulunur.
Resim
Besleme:
Bıldırcın yavruları çok hızlı gelişir. Bu nedenle başlama yemlerinde %25-28 düzeyinde protein bulunmalıdır. İlk 3 hafta boyunca yavruların başlama yemi ile beslenmeleri gerekir. Bu dönemde enerji gereksinimi ise 2600-3000 Kcal ME/kg dır. Genellikle ilk üç haftalık dönemde yüksek proteinli ve enerjili hindi civciv yemi kullanılması önerilir.
Sağlık koruma önlemleri:
Bıldırcınlar hastalıklara karşı diğer kanatlılar kadar duyarlı değildir. Bıldırcınlarda yalancı vebadan dolayı hiçbir ölüm kaydedilmemiştir. Bıldırcınlarda enfeksiyöz hastalıklar metabolik ve diğer diğer (A ve E vitamin eksikliği gibi) hastalıklar görülebilir. Bu nedenle bıldırcın üretiminde de hastalıklara karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Aşağıdaki önlemlerin yerine getirilmesinde yarar vardır.
– Bıldırcınlar diğer kanatlılardan ayrı bir yerde yetiştirilmelidir.
– Ölü bıldırcınlar fark edilir fark edilmez alınarak yakma yada gömme yolu ile yok edilmelidir.
– Kümes tabanı kuru tutulmalıdır.
– Suluklar her gün temizlenmelidir.
– Hasta bıldırcınlar hemen ayrılmalıdır.
– Kümes giriş ve çıkış kontrol altına alınmalı ve herkesin gelişi güzel kümese girmesi engellenmelidir.
– Temiz tozsuz ve küfsüz yataklık kullanılmalıdır.
– Yemlik suluk vb. gereçler her kullanımdan önce temizlenip uygun bir dezenfektan ile dezenfekte edilmelidir.
– Her yeni grup hayvanların konulmasından önce de temizlenip dezenfekte edilmelidir.
Resim
Türler
* Coturnix
o Bayağı bıldırcın (Coturnix coturnix)
o Japon bıldırcını (Coturnix japonica)
o Ekin bıldırcını (Coturnix pectoralis)
o New Zellanda bıldırcını (Coturnix novaezelandiae)
o Yağmur bıldırcını (Coturnix coromandelica)
o Kızıl bıldırcın (Coturnix delegorguei)
o Kahverengi bıldırcın (Coturnix ypsilophora)
o Mavi bıldırcın (Coturnix adansonii)
o Mavi göğüslü bıldırcın (Coturnix chinensis)
o Kanarya Adaları bıldırcını (Coturnix gomerae)
* Anurophasis
o Kar dağ bıldırcını (Anurophasis monorthonyx)
* Perdicula
o Cengel çalı bıldırcını (Perdicula asiatica)
o Kaya çalı bıldırcını (Perdicula argoondah)
o Boyalı çalı bıldırcını (Perdicula erythrorhyncha)
o Manipur çalı bıldırcını (Perdicula manipurensis)
* Ophrysia
o Himalaya bıldırcını (Ophrysia superciliosa)
Resim
Önemli hastalıklar:
Bıldırcın hastalığı (Ülseratif Enteritis)
Bıldırcınlara özgü bakteriyel bir hastalıktır. Bağırsaklarda yanma ve ülserleşme oluşturur. Bıldırcınlar bu hastalığa karşı oldukça duyarlıdır ve yavrular arasında hastalığa yakalanma %15-100 arasında değişmektedir. Damızlıklarda daha az görülür. Etmeni aerobik bir
bakteridir. Bulaşma gübre yolu ile olur. Hastalığa yakalananlar gittikçe zayıflar ve kondisyonlarını hızla yitirirler. İshal genel bir belirtidir. Dışkıları genellikle sulu ve beyaz renklidir. Tüylerin kabarıklığı, halsizlik ve gözlerin kapanması diğer belli başlı belirtiler olarak kabul edilir.
Salmonella pullorum: Bulaşma yumurta yolu ile olur. Kuluçkada kayıplar olabildiği gibi en fazla ölüm ikinci veya üçüncü hafta yaşlarında görülür. Erişkinlerde akut belirtiler görülmese de yumurta veriminde, döllülükte ve çıkış gücünde gerilemeler olur.
Bıldırcınlarda tavuk kolerası botulizm, göbek iltihabı gibi diğer bakteriyel kanatlı hastalıkları da görülmektedir.
Viral hastalıklarda başlıca coryza, viral enteritis, mozayık dalak hastalığı ve tavuk çiçeğidir.
Paraziter enfeksiyon olarak koksidiyoz gelmektedir. Özellikle yerde yetiştirilen bıldırcınlarda bu problem görülmektedir. Hasta bıldırcınlar iştahsız ve tüyleri kabarıktır, ayrıca dışkıları kanlıdır.
Karabaş (Histomoniasis) hastalığı ise bir protozoa enfeksiyonudur.Bu hastalıkta bıldırcınlar iştahsızdır ve dışkı hardal rengine yakın görünümdedir.

Bir önceki yazımız olan Kaz Yetiştiriciliği başlıklı makalemizde Kaz hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KÜMES HAYVANCILIĞI

Dünyadaki kanatlı hastalıkları & marek ve kanatlı anemisi…

Published

on

Dünyadaki kanatlı hastalıkları & marek ve kanatlı anemisi...

 

Dünyadaki Kanatlı Hastalıkları

Dr.Simon M.Sahane,Durham,Nc/ABD

World Poultry No 7,Volume 25, 2009

Çeviri: Dr. Hüseyin SUNGUR

Değişik tavuk hastalıkları dünyanın değişik yörelerinde sürekli görülmektedir. Bazı hastalılar bölgesel etki yaparken, bazıları daha fazla yayılmaktadır.Bu makalede, Güncel tavuk hastalıkları, Dünya ticaretine etkisi ve alternatif korunma ve tedavi yöntemlerine değinilecektir.

Kanatlı hastalıkları tüm dünyada var olmaya ve üreticilere ciddi ekonomik kayıp verdirmeye devam etmektedir. Bundan hem endüstriyel hem de geçimlik üretim yapan yumurtacı, etçi, hindi ve diğer kanatlı yetiştiricileri etkilenmektedir. Sürü hastalıkları hastalığın ülkeye girişini önlemek veya ulusal Sanayii korumak gibi haklı nedenlerle uluslararası ticarette bir engel haline gelmeye başlamıştır.

Bakteriler, virüsler, mantarlar ve protozoon ve metazoon patojenler sonucu ortaya çıkan kanatlı hastalıklarını geniş bir çerçeveden değerlendirirken, hastalık etmenleri arasındaki etkileşim, beslenme yetersizlikleri ve çevresel stres faktörlerinin hepsinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü enfeksiyon izole ortamlardaçok az görülür iken, özellikle intansif üretim sistemlerinde daha sık rastlanmaktadır. Son çalışmalar göstermiştir ki; konakçı ve patojen arasında bir denge vardır ve fonksiyonel bir bağışıklık sitemi enfeksiyona yeterli antikor oluşturarak hücresel ve doku düzeyinde cevap verir.

Pandemik(Katastrofik)Hastalıklar

Yeni yüzyıla girdiğimizden bu yana üreticiler Yüksek patojeniteli Kuş gribi(HPAI/H5N1) sorunu ile yüz yüzedir. Hastalık r  Güney Doğu Asya, Kuzey ve Batı Afrika’da bir çok ülkede endemik olurken,Avrasya, Orta  ve Batı Avrupa’da ise yaban hayatta ve tanımlanmayan işetmelerde sporadik  seyretmektedir. 2003 – 2005 yıllarında kuş gribi virüsünün mutasyona uğrayarak ya da genetik yapının değişmesi ile insanlar için patojen bir suş haline geleceği konusunda ciddi endişeler ortaya çıkmıştır. Dünya sağlık örgütü ve diğer kurumlara bağlı çalışan epidemiyologların  ve diğer uzmanının kuş gribi pandemisine ilişkin tahminleri boşa çıkmış olmakla birlikte , hastalığın oluşturduğu tehdit algısı , teşhis, aşı üretim ve araştırmaya yapılan yatırımlar, ileride ortaya çıkacak vakalara hazırlık yapılmasını sağlamıştır.  Kuş gribi kayıpları sürüde oluşan ölümler nedeniyle, pazara arzın kesintiye uğraması ile sınırlı kalmamış, tüketimlerde ciddi düşüşler yaşanmış, ticareti işletmeler ciddi şekilde etkilenmiş, geliri sadece kanatlı üretimine bağlı kendine yeterli üretim yapan çiftçileri mahvetmiştir. Üretim tamamen durmuş üreticiler gelirlerini önemli ölçüde kayıp etmişlerdir. Hastalığın endemik görüldüğü ülkeler daha fazla  eradikasyondan  söz etmez  iken kontrol ve koruyucu programların maliyetini kabul etmişlerdir. Avrupa’da ve Kanada’da hastalığın sporadik olarak ortaya çıkması ekzotik bir enfeksiyon olarak değerlendirilmiş, eradikasyona fırsat veren mevzuat, yeterli fonlar, personel eğitimi, karantina için ayrılan kaynaklar, ve hasta sürülerin imhası İle etkin mücadele gerçekleştrilmiştir.

Kuzey Amerika hariç kanatlı yetiştiren birçok ülkede endemik hale gelmiş olan Velojenik Newcastle hastalığı ancak etkin ülkesel veya bölgesel canlı-inaktif aşılama programları ve biyogüvenlik tedbirleri ile kontrol altına alınmıştır. Yıkıcı bir hastalık olarak değerlendirilen yüksek patojeniteli gumboro  enfeksiyonlarının etkisi de etkin aşı programlarının üreticiler tarafından öğrenilmesi ve uygulanması ile hafiflemiştir.  Moleküler biyolojideki gelişmeler sonucu üretilen V1 antijenini taşıyan yeni aşıların tavuklara in-ovo veya deri altı yolla  verilmesi ile gerekli korunma sağlanmıştır

Aşındırıcı/Yıkıcı  hastalıklar

Bu grup enfeksiyonlar öncelikler solunum, sindirim ve bağışıklık sisteminde görülürler. Lentojenik Newcastle, infeksiyöz bronşitis ve infeksiyöz  laringitisin de içinde bulunduğu primer viral hastalıklar uygun aşı kullanımları ile baskılanabilirler. İnfeksiyöz bronşitis ve gumboro  salgınları yeni değişken serotipleri ile karakterizedir.Bu yüzden saha suşu ile homolog yeni aşılar geliştirilmesini gerektirir. Başlıca viral solunum sistemi hastalıklarının tümü E.colinin patojen suşları ile etkileşime geçer ve ikincil bakteriyel enfeksiyon ve çevresel steres  sonucu enfeksiyonun şiddetini artırır.

Sürülerde koksidiyosiz, koruyucu amaçlı sentetik ve iyonoforik anti koksidiyal yem katkılarının kulanımından doğan masraf ile sürünün performansını etkileyen en masraflı hastalık olarak değerlendirilmektedir. İlaçtan ari broiler yetiştiriciliğinin ortaya çıkışı, antikoksidiyel  etkin aşıların geliştirilmesini hızlandırmıştır. Koksidiyozis, antibiyotikli yemlerin kullanılmaması sonucu Clostridium spp.’nin ince bağırsaklarda çoğalması ve nekrotik enteritis ve botulizme neden olması sebebiyle çoğunlukla klostridiyal nekrotik enteritis’in habercisi olarak değerlendirilir. Salmonella ve pastörella gibi sistemik hastalıklardan korunmak için biyogüvenlik ve aşılamanın da içinde bulunduğu kombine yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Bu tedbirlere ilave olarak mycoplasmosis, üretim zincirinden vertikal bulaşmanın ortadan kaldırılmasını gerektirir.

Gumboro, Marek ve kanatlı anemisi gibi bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar etkin aşılama ile kontrol edilebilir. Sürüleri bağışık kılmak için çok çeşitli aşılar bulunmasına rağmen, aşıların depolanması hazırlanması ve uygulanmasına bağlı eksikler nedeniyle özellikle içme suyu ile yapılan aşılamalarda korunmada başarısız olunabilir. Aşıların kuluçkahanelerde uygulanması, kuluçkahanelerin sahip olduğu eğitimli personel ve gelişmiş ekipmanlar nedeniyle saha uygulanmasından daha etkilidir.

Avian patojenik E.Coli hindilerde, broiler, yumurtacı ve damızlık kanatlılarda ölümlere ve ekonomik kayıplara neden olur. Son iki yıldır değişime uğramış, geni silinmiş, canlı E.Coli aşıların varlığı, işletme yönetiminin iyileştirilmesi ile birlikteözelikle solunum sistemi hastalıklarına neden olan virüslere karşı etkin korumavaat etmektedir.

Yeni Hastalıklar

Hindi palazlarında ishal vakalarının  ve ölüm sendromu (PEMS) görülmesi, Broiler civciv ve palazlarında var olan bağırsaklardaki viral enfeksiyonların ve malabsorpsiyon (yetersiz emilim) sendromunu, kanatlı ve palazların bağırsal sisteminde ortaya çıkan viral hastalıklara olan ilgiyi yeniden artırmıştır.  Parvovirüs, rotavirus, astrovirüs ve avian nefritis virüsünün tek tek veya birlikte oluşturduğu enfeksiyonlar yoğun olarak aştırılmaktadır. Moleküler biyolojinin kullanıldığı daha sofistike teşhis yöntemleri bu enfeksiyonların tanınırlığını artırmıştır. Ancak sahada ortaya çıkan vakaların laboratuar ortamında tekrarlanması ve bu konuda modeller geliştirilmesi oldukça zordur.

Zoonozlar

Kuş gribinin endüstriyel ve geçimlik işletmelerdeki varlığın insan epidemileri için öneminin altı çizilmiştir. Gıda güvenliğine ilişkin kaygılar,  yumurtacı, etçi ve hindilerde Salmonella’nın azaltılmasını gerekli kılmıştır. Kampilobakteriyosis, beyaz et kaynaklı önemli bir hastalık olarak varlığını sürdürmektedir. Kampilobakterin bulaşma yolları, rezervuar konakçıları ve baskılanması Salmonella kadar iyi anlaşılmamıştır. Yumurta kaynaklı Salmonella Enteriditis’in, damızlık kanatlılar yoluyla dikey bulaşmanın engellenmesi, aşılama, yüksek biyogüvenlik önlemleri ve paketlemeden satış noktasına kadar soğuk zincirin koruması gibi önlemleri kapsayan yumurta kalite güvence programları ile kontrol altına alınması mümkündür. Eğitim programları ticari ve ev mutfaklarında  işleme prosedürlerini iyileştirerek, Salmonella’nın görülme sıklığını azaltmıştır.

Kuş gribi, SARS, nipah (bunlardan sadece kuş gribi kanatlı orjinli), gibi hastalıkların görülmesi veteriner hekimler, infeksiyöz hastalık uzmanları, epidemiyologlar,yaban hayatı biyologları ve kuş bilimciler arasında erken teşhis,virüs karekterizasyonu,türler arasında bulaşma şekli,göçmen kuşların rolü  konularında ortak çalışmayı zorunlu kılmıştır.

Yeni Alternatifler

1980’li yılların ortasından bu yana büyümeyi artırıcı antibiyotiklerin kullanımının özelikle Avrupa Birliği ve İskandinav ülkelerinde halk sağlığı otoritelerin sıkı kontrolü altındadır. Antibiyotik kullanımı durdurulabilir, fakat bunun klostridial enterotoksinlerden ölümlerin artması, büyüme performansı ve yemden yararlanmanın düşmesi gibi sonuçları olacaktır.

Tedavi edici antibiyotik kullanımı ülkeler arasında büyük farklılıklar göstermektedir. En az kullanım Kuzey Amerika’dır. Birçok gelişmekte olan ülkede ise kullanım insan sağlığını tehdit edecek düzeydedir. Antibiyotik kullanımının serbest olduğu ülkelerde özelliklede ihracat yapanlarda antibiyotik kullanımı kademeli olarak kaldırılacaktır.

Antibiyotik kullanımının kısıtlanmasına bağlı olarak intensif hayvancılık işletmelerinde oluşan performans düşüklüğünü ve hastalık riski sorununu aşmak için telafi edici çözüm üretilmesi bilim adamlarına düşmektedir. Bu konuda,   lactobasillus ve diğer rekabetçi organizmaları kapsayan probiyotikler ve mannoligosakkaritler gibi probiyotik yem katkıları umut verici gelişmelerdir. Bazı bitkisellerin kontrollü şartlarda hastalıklara karşı koruma sağladığı gösterilmiştir. Ancak bu ürünlerin büyük miktarlarda üretilmesi halinde kalitesinin ve etkinliğin istikrarı için oluşacak maliyet üretimin geniş çapta kabul görmesini engellemektedir.

Bilimsel dergiler polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve onun türevi olan gen dizilimleri gibi yeni denemeler ve tanımlama yöntemlerinin filogenetik ilişki kurma ve patojenite tahminindeki güvenilirliği kanıtlamak çabasındadır. Hem antikorların izlenmesi hem de hızlı teşhis amaçlı ELİSA testleri hızla yayılmıştır.

Yeni Gelişmelere Doğru

Kanatlı hastalıklarının ve parazitlerinin üretimin etkinliği üzerindeki olumsuz etkisi, yeni vektör aşıların geliştirilmesi ve biyogüvenliğin iyileştirilmesi ve koruyucu hekimlik konusunda yetkilendirilmiş saha veterinerlerinin eğitilmesi ile giderilebilir. Maalesef dünyanın mevcut ekonomik durumu nedeniyle üniversiteler, üreticiler ve veteriner tıbbi ürün üreticileri araştırma fonlarını düşürmüşlerdir. Kanatlı hastalıkları ile mücadele için mevcut kaynaklar kısıtlanmış ve AR-GE harcamalarına karşılık getirisi nispeten daha fazla olan kanatlı dışındaki diğer türlere yoğunlaşılmıştır.

Bir önceki yazımız olan Kanatlı ( Tavuklarda) Mantar Hastalıkları ve Tedevi Uygulamaları başlıklı makalemizde Hastalıkları, Kanatlı ve mantar. hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

KÜMES HAYVANCILIĞI

Kanatlı ( Tavuklarda) Mantar Hastalıkları ve Tedevi Uygulamaları

Published

on

Kanatlı Mantar Hastalıkları ve Tedevi Uygulamaları

Mikotoksikozisler
Uygun depolanmamış veya muhafaza edilmemiş çeşitli gıda maddeleri üzerinde, nem ve ısı ortamında üreyen mantarların sentezledikleri mikotoksinlerin, yemleri tüketen hayvanların sindirim sistemlerinden emilerek vücuda yayılması sonucu meydana getirdikleri hastalıklara mikotoksikozis adı verilir.

Toksinler, alınma miktarlarına, hayvanın yaşına, cinsine ve diğer nedenlere bağlı olarak çok hafiften kitle halinde ölümlere varabilecek boyutlara ulaşan hastalıklar oluşturur ve büyük ekonomik kayıplara neden olurlar.
Aflatoksikozis’e, Aspergillus cinsine ait bazı türler (Aflavus, A.parasiticus, A.niger, A.ruber, A.osteanus vs), Penicillium türleri (P.puberulum, P.frequentas, P.variable, vs) ile bazı Rhizopus türleri tarafından sentezlenen aflatoksin neden olur.
Okratoksikozis
Hastalığa yol açan okratoksin (A) bazı Aspergillus (A.ochraceus, A.ostianus vs) ve Penicillium türleri (P.viridicatum vs) tarafından yemler üzerinde ürerlerken sentezlenirler.
Rubratoksikozis
P.rubrum, P.purpurogenum gibi mantarlar tarafından yemler üzerinde ürerlerken sentezledikleri rubratoksinin (A ve B) kanatlılardaki toksisitesi tam olarak aydınlatılamamıştır.
Fusariotoksikozis
Fusarium türleri tarafından sentezlenen Trikotesen ve Zearalenone mikotoksinleri kanatlılarda hastalık oluşturur.
Sitrinin Toksikozisi
P.citrinum ve P.viridicatum tarafından sentezlenen sitrinin yemlerle alındığında, böbreklerde bozuklukların oluştuğu saptanmıştır. Ayrıca hayvanlarda fazla susama, gelişme bozuklukları ve karaciğerde de nekrotik odakların meydana geldiği bildirilmiştir. Sitrinin bazı yemlerde aflatoksinle birlikte bulunur.

Mikotik infeksiyonlar
Mikotik infeksiyonlar (mikozisler) kanatlıların özellikle mantarların fazla ürediği ve sporlandığı gıda maddelerinin yenmesi ve sporların solunum havası ile alınması sonu meydana gelmektedir. Özellikle, Aspergillus fumigatus ve diğer türler böyle mikozislere neden olurlar.
Ayrıca, Candida albicans (moniliazis, kandidiazis) ve dermatofit mantarlardan olan Trichophyton gallinae de (favus, kellik) kanatlılarda bazı mantar infeksiyon larına yol açmaktadırlar

ASPERGİLLUS
Aspergillus türlerine (A.fumigatus, A.nidulans, A.niger) ait mantar sporlarının kanatlıların solunum yollarında üremesi ile oluşan bir hastalıktır.
Klinik belirtiler,
Genç kanatlılarda nefes alıp verme güçlüğü görülür. Beslenme dengesi bozulur. Fungal toksinler bazen konvülsiyon ve paralize neden olurlar. Genç kanatlılarda ölüm oranı % 5-20 oranındadır ancak %50’ye kadar yükselebilir.
Erişkinlerde solunum distresi, yem alımının azalması, ibik ve sakallarda siyanoz bazı hayvanlarda sinir sisteminde oluşan bozukluklara bağlı boyun bölgesinde bükülmeler görülebilir.

Enfekte kanatlılar için tedavi yoktur; yayılma, ventilasyon koşullarının iyileştirilmesi, enfeksiyon kaynağının eliminasyonu ve yeme antifungallerin eklenmesi gerekir.
Kuluçka alanının temiz tutulması ve dezenfeksiyonu koruma için önemlidir.

Moniliazis
kanatlılarda, Candida albicans’dan ileri gelen ve sindirim sisteminde bozukluklarla beliren bir mantar hastalığıdır.

Kellik
Trichophyton gallinae’den ileri gelen sakal, ibik, baş ve göz etrafında oluşan kepekli, kabarık lezyonlarla karakterize olan bir mantar hastalığıdır.

Bir önceki yazımız olan Yumurta kabuğu çöp değildir başlıklı makalemizde çöp, Değildir. ve KABUĞU hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

KÜMES HAYVANCILIĞI

Yumurta kabuğu çöp değildir

Published

on

Yumurta kabuğu çöp değildir

Çok değerli bir kalsiyum kaynağıdır ve bedenimizin asli ihtiyacı olan bütün iz elementleri içerir: bakır, flor, demir, manganez, molibden, sülfür, silisyum, çinko…vs. Toplam 27 element içerir.
Hem çocuklarda hem yetişkinlerde tırnak ve saç kırılması, diş eti kanamaları, kabızlık, uykusuzluk, kronik soğuk algınlığı ve astıma karşı olumlu etikeleri vardır. Yumurta kabuğu kemik dokusunu güçlendirmektedir ve osteoporoz tedavisinde çok yararlıdır.

Tarifi: Kaynatılmış kabuğu bir havanda ezin, günde 1 gr. kadar alın.
Not: Köy Yumurtası olacak


Türkiye'nin En Güvenilir Gıda, Tarım ve Hayvancılık Kanalı Ziraat Televizyonu

Bir önceki yazımız olan Antibiyotik kullanımının kısıtlanmasına bağlı olarak intensif hayvancılık başlıklı makalemizde Antibiyotik, bağlı ve HAYVANCILIK hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Yerli Organik Sebze Tohumlarımız

Sepet

Ürünler

İndirimdeki Ürünler

Trend Konular