Connect with us

Bitki Üretim Teknikleri

Bitki Tohumları ve Tohumların Çimlenmesi

Published

on

1.1. Tohumların Yapısı

Tohum, ''Çiçekteki dişi organın döllenmesiyle oluşan embriyosu ve yedek, besinleri bulunan generatîf üreme organı" olarak tanım­lanabilir. Tohumluk ise bitkilerin üretilmesinde kullanılan generatif ya da vejetatif öğelerin (tohum ya da çelik, yumru, soğan) tümünü kapsayan bir sözcüktür.

Çiçekteki dişi organın döllenmesiyle oluşan tohumda genelde üç değişik kısım bulunur. Bunlar:

  1. Kabuk
  2. Besidoku (Endosperm)
  3. Embriyodur.

Bunların bitki tohumlarındaki durumu, konumu ve miktarları büyük ayrımlılık gösterir. Bitki tohumları genellikle sert bir kabukla çepeçevre sarılmıştır. Bitkiden bitkiye büyük farklılık gösteren tohum kabuğunun fizyo­lojik yönden önemi çoğu kez yağ ve mum tabakasıyla kaplanmış, bir kaç sıra koruyucu hücre tabakaları ile birlikte dış ve iç kütikül tabakalarını İçermelerinden kaynaklanır.

Böyle bir yapı tohum kabuğunun su ve oksijen dahil gazlara karşı geçirgen olmamasına yol açar. Tohumun içinde cereyan eden metabolik olaylarda da düzenleyici rol oynar.

Tahıl tanesinde kabuk; meyve kabuğu (perikarp), tohum ka­buğu (testa) ve nuselIar (hialin) katlarından oluşur. Taneyi besi-doku (endosperm) ve embriyosuyla birlikte dıştan çepe çevre saran bu katlar, hücrelerinin yapı ve işlevlerine göre de kendi içlerinde ayrıca katlara ayrılabilirler.

Bazı bitki tohumlarında besin maddelerinin depo edildiği endosperm tohumun ağırlıkça ve hacimce en büyük bölümünü oluşturur.

Tahıl tanelerinin % 80-85'i endospermdir. Endospermin çok köşeli olan hücrelerinin dıştan içe doğru giderek büyüdükleri görülür. Döllenmeden sonra hızla çoğalan bu hücreler tanede karbonhidratları, proteinleri ve mineral maddeler depo ederler.

Embriyo, uygun koşullar altında tohumda yeni bir bitki oluştu­ran ve soyun sürekliliğini sağlayan kısımdır. Bitki tohumları içerisinde bulunan embriyonun büyüklüğü ve görünümü bitkiden bitkiye önemli ayrımlılık gösterir. Bazı bitki tohumlarında embriyonun gelişmediği ve çok küçük kaldığı görülür. Gelişmesini tamamlamış tüm embriyolarda bir ya da daha fazla çenek yaprağı (kotiledon) ile bir tomurcuk (plumul) ve bir de sapçık (hipokotil) bulunur. Yapısal olarak çenek yaprakları bitki yapraklarından büyük farklılık gösterir. Embriyo içeri­sinde tomurcuk (plumul), kotiledon ya da kotiledonların sapçığa (hipokotile) birleştiği noktanın tam üzerinde yer alır. Bitkilerde birincil (primer) kökler hipokotilin alt kısmından oluşur.

Depo edilen, besin maddeleri yönünden bitki tohumları arasında büyük farklılıklar vardır.  Örneğin tahıl bitkilerinin tohumlarında, başta nişasta olmak üzere karbonhidratlar çoğunluğu oluştururken, diğerlerinde protein ve lipid oranlan tahıllarınkinden yüksektir. Fasulye ve bezelye gibi pek çok baklagil bitki tohumları fazla miktarda proteinle birlikte nişasta ve az miktarda da yağ içe­rirler.

1.2. Tohumların Çimlenmesi

Biyolojik olarak çimlenme: "Uygun koşulların bulunması halinde tohum embriyosundan, normal bir bitki oluşturma yeteneğine sahip bir yapının, tohum kabuğunu aşarak dışarı çıkması" şeklinde tanım­lanabilir. Çoğu bitkilerin tohumları, çevre koşullarının uygun olması karşısında, hasat olumlarının hemen ertesinde çimlenebilir. Örneğin bezelye tohumları henüz meyve içerisinde kimi zaman çimlenme gösterirken, kimi turunçgillerde tohumlar çoğu kez meyve içerisinde iken bile çimlenme gösterirler. Buna karşın çoğu bitkilerde tohum­lar, çevre koşulları çimlenmeye uygun olsa bile haftalar, aylar, batta yıllar geçmeden çimlenmezler. Tohumlarda çimlenme durgunluğu (Dormansi, uyku ya da Dinlenme) dönemi olarak nitelendirilen bu özellik üzerinde daha sonra bilgi verilecektir.

Çimlenmede ilk aşama, tohumun çeşitli dokuları tarafından su­yun absorpsiyonudur. Bunun sonucu olarak genellikle tohum hac­minde büyüme görülür. Su içeriğinin yükselmesi tohum kabuğunda oksijen ve karbondioksit geçirgenliğinin olağanüstü artmasına neden olur. Kuru tohumlarda bu özellik son derece sınırlıdır. Su alarak tohumun şişmesi çoğu kez tohum kabuğunun çatlamasına yol açar. Ancak kimi bitkilerde bu çatlama birincil kök oluşuncaya değin görülmez.

Tohum hücrelerine suyun girmesi enzim aktivitesinin giderek çoğalmasına, solunumun fazlalaşmasına yol açar. Su alarak şişmelerin­den 2-4 saat sonra bezelye tohumlarında solunumun çok belirgin şe­kilde arttığı görülür. Aynı şekilde aerobik solunum krebs çemberinde iş gören ve mitakondriumlarda yerleşmiş enzimler, kuru tohumlarda aktif olmadıkları halde, çimlenme anında olağanüstü etkinlik kazanır. Çimlenmede solunumun hızlanması sonucu alman oksijen ile havaya verilen COı miktarının ve buna bağlı olarak solunum katsayısı, to­humdan tohuma.çok geniş sınırlar arasında değişiklik gösterir. Birçok bitki cinslerinde embriyo kökçüğü tohum kabuğunu yırtmakta ve kökçük dışa uzanarak çimlenmenin gözle görünen ilk belirtisi ortaya Çıkmaktadır.

Çimlenme mekanizması yönünden bitki tohumları iki grupta toplanabilir. Bunlar:

1.Çimlenmede kotiledonları tohumdan dışarı çıkanlar (Epigeal)

2.Kotiledorıları sürekli olarak tohum içinde kalanlar (Hipogeal). Çift çenekli bitkilerin çoğu ve soğan gibi tek – çenekli bitki tohumlarının bir bölümü birinci gruba girmektedir. Çayır bitkisi tohumları ile bezelye ve meşe gibi bazı çift çenekli bitki tohumları ikinci gruba girerler.

1.3. ÇİMLEMEDE KİMYASAL DEĞİŞİKLİKLER

Çimlenmede ilk kimyasal değişiklik su absorpsiyonu ile başlar. Su olmadan tohumun endosperminde, perisperminde ve embriyosunda depo edilmiş besin maddeleri mobil şekle dönüşemez. Bu arada su absorpsiyonu ile tohumda oluşan değişiklikler, temel olarak depo edilmiş besin maddelerinin kimyasal yapılarına bağlıdır.

Çiçekli bitkilerin tohumlarında depo edilmiş besin maddelerinin yaklaşık % 80'inin yağ ve yağ benzeri, % 10'unun da nişastalı mad­delerden oluştukları saptanmıştır. Belli bitki tohumlarında ise pro­teinlerin miktarı yüksektir.

Tohumlarda depo edilmiş besin maddeleri, çimlenme anında embriyodan genç filizciğin oluşmasında ve yeni hücrelerin yapımında kullanılır. Bu yapım atımda tohumda bulunan karbonhidrat, artan solunum sonucu karbondioksite dönüşerek, yitirilir.

Genç fidecikte fotosentez yapılabilecek düzeyde klorofil oluşuncaya değin tohum ve embriyoda ya da embriyodan oluşan fidecikte gerçek kuru madde yitmesi görülür. Ancak su absorpsiyonu sonucu, hacim ve ağırlıkta önemli artış olur.

Yapılan araştırmalara göre çimlenme anında depo edilmiş yağ­lar doğrudan karbondioksit ve suya dönüşmekte fakat Öncelikle çenek ya da endosperm içerisinde karbonhidratlara dönüşmektedir. Daha sonra çeneklerde yada endospermdeki karbonhidratlar embriyonun gelişimi süresinde solunumda kullanılmaktadır.

1.4. ÇİMLENME İÇİN GEREKLİ  ÇEVRE  KOŞULLARI

Bitki tohumlarının çimlendirilmesi için gencide şu üç çevre ko­şulunun uygun olması gerekir. Bunlar;

  1. Su
  2. Sıcaklık
  3. Oksijendir.

Kimi   bitki   tohumlarında  çimlenme   üzerine   önemli   etki yapması nedeniyle ışık da ayrı bir etmen olarak ele alınmaktadır.

1.4.1. Su

Yaşayan hücrelerde fizyolojik olayların suyun varlığına bağlı olduğu bilinen bir gerçektir. Çevreden su absorbe edilmedikçe çim­lenme olanaklı değildir. Suyun absorpsiyonu tohumda fiziksel ve kimyasal bir dizi olayın başlamasına ve dolayısıyla çimlenmenin oluş­masına neden olur. Topraklarda tarla kapasitesinde ya da buna yakın düzeyde suyun bulunması çimlenmenin hızlanmasına neden olur. Ancak, kimi bitki tohumlarında çimlenme ve genç fideciklerde gelişme, toprağın sürekli solma noktasında ya da altında su içermesi duru­munda da gerçekleşir (Doneen ve MacGillivray 1943).

Tohumların içerdiği su ile aynı tohumlardan oluşan bitkiciklerin içerdiği su miktarları arasında Önemli ayrımlılık vardır. Örneğin adi hint yağı (Ricitius communis) bitkisinin tohumunda % 6.45 su bulunmasına karşın; çimlenmeden sonra oluşan fidecikte %92.7 su bulunmaktadır. Genellikle bitki tohumları kuru olarak saklandık­ları sürece çimlenmezler. Tohumun embriyo ya da endospermi içeri­sinde depo edilmiş şekildeki besin maddeleri su bulunduğu zaman hareket kazanırlar.

Besin maddelerinin hareketinde görev yapan en-enzimler ise suyun bulunması durumunda etkin duruma geçebilir.

Su içeriğinin belli bir düzeyin altına düşmesi, kimi bitki tohum­larında çimlenme kapasitesinin azalmasına neden olur. Bu arada çimlenme durgunluğu gösteren birçok bitkinin tohumlarındaki düşük su içeriği, tohumun önemli bir özelliğidir.

Su ile değinim halindeki tohuma şişme ve osmozis yolu ile önemli ölçüde su girer. Çünkü tohumda osmotik basınç veya şişme basıncı olağanüstü yüksektir. O nedenle, tohumun su absorbe edebilmesi için su ile çoğu kez doğrudan değinim halinde olmasına da gerek yoktur. Çimlenebilmek için tohum havanın neminden de gereksinme duyduğu suyu absorbe edebilir.

Çimlenme anında absorbe edilen su miktarı yönünden bitkiler arasında önemli ayrımlılık vardır. Kuşkusuz absorbe edilen su miktarı üzerine hava kuru tohumun su içeriği ile sıcaklık gibi çevre koşullan da etkilidir.

1.4.2. Sıcaklık

Bitki tohumları belli sıcaklık derecelerinde daha iyi çimlenirler. Öteki koşullar uygun olsa bile sıcaklığın çok düşük ya da çok yüksek olması karşısında çimlenme gerçekleşmez ya da çok az gerçekleşir. Bununla birlikte çeşitli bitkilerde tohumun çimlenmesi için en düşük ve en yüksek sıcaklıklar kesin olarak belirlenebilmiş değildir. Çoğu kez çimlenmede en alt sıcaklık düzeyinin O °C dolayında olduğu kabul edilmektedir. Çimlenme için yüksek sıcaklık sırtın da bitkiden bitkiye oldukça değişiklik göstermektedir.

Sıcaklık; su absorsiyonunu, enzim etkinliğini ve mobil durumdaki mad­delerin difüzyonunu etkileyerek çimlenmeyi de dolaylı biçimde etkiler.

Çimlenme  için  sıcaklık isteğinin  bilinmesi, özellikle koşullara uygun tarla bitkilerinin seçiminde büyük önem taşır.

1.4.3. Oksijen

Çimlenme için oksijen mutlak gereklidir. Kural olarak, bir bitki tohumu oksijenden yoksun ortamda bırakılırsa çimlenemez. Çoğu su bitkilerinin tohumları da oksijenden yoksun suda çimlenemez.

Kuşku­suz kimi bitki tohumları vardır ki bunlar az oksijen bulunan ya da hiç bulunmayan ortamlarda çimlenebilir. Buna en çarpıcı örnek çeltik tohumları ile kimi su bitkilerinin tohumlarıdır.

Çoğu yabani ot tohumları toprak altında yıllarca çimlenmeden kalabilmektedir. Her hangi bir nedenle bu tohumlar toprak yüzeyine çıkarıldıklarında çimlenme hemen görülür. Bu duruma, toprağın, oksijen içeriğinin düşük, karbondioksit içeriğinin yüksek olması da etkili olabilir. Yabani ot tohumları, toprağın sürülmesiyle ya da başka bir yolla toprak yüzeyine çıkarıldıklarında oksijenle değinim sonucu, Öteki koşullar engelleyici durumda değilse birkaç gün içinde çim­lenirler (Bibbey 1948).

1.4.4. Işık

Tohumların çimlenmeleri üzerine ışığın etkisi değişiktir. Çoğu tarımsal öneme sahip bitki tohumlarında çimlenme üzerine ışığın etkisi yoktur. Bir zamanlar tüm bitki tohumlarında ışığın etkisinin olmadığı sanılmıştır. Bu kanının yanlış olduğu sonraları anlaşılmış, ışığın kimi bitki tohumlarında çimlenme üzerine olumlu, kimilerinde olumsuz etki yaptıkları saptanmıştır. Örneğin kısa tüylü yakı otu, adi yağ otu (Pinguicula vulgaris), incir (Ficus aurea), ve adi litrum (Lythrum salicaria) tohumları çimlenme yönünden ışığa duyarlıdır ve en yüksek düzeyde çimlenebilmek için ışığa gereksinme gösterirler. Bunun gibi çim bitkisi, eşek çiçeği (Oenethera biensis) ve sığır kuy­ruğu (Verbascum thapsus) tohumları, yeterli düzeyde ışığın bulunması karşısında daha iyi çimlenirler. Buna karşın kimi bitkilerde ışık çimlenmeyi olumsuz yönde etkiler.

Örneğin liyakatli koru çiçeği (Nemophila insignis) tohumlarının karanlıkta ve 210C'de yaklaşık % 75'nin 8 gün içerisinde çimlenmelerine karşın, aydınlıkta yaklaşık % 1-2 sinin çimlendiği saptanmıştır. Soğan ve benzeri bitki tohumları da ışıksız ortamda daha iyi çimlenirler.

1.5. TOHUMLARIN YAŞAM SÜRELERİ     

Tohumlarda yaşam süresi, bitki türüne ve içinde bulundu su; çevre koşullarına da bağlı olarak, birkaç hafta ile pek çok yıl olarak değişiklik gösterir.

Yaşam süreleri yönünden tohumlar:

  1. Mikrobiyotik tohumlar (yaşara süreleri 3 yıldan az),
  2. Mezobiyotik tohumlar (yaşam sü­releri 3-15 yıl arasında),
  3. Makrobiyotik tohumlar (yaşam sü­releri 15 yıldan uzun) olarak üç grup altında toplanabilir.

Yapılan araştırmalar depolama koşullarının, tohumların yaşam süreleri üzerine önemli düzeyde etki yaptığını göstermiştir. Depola­mada nem düzeyi olağanüstü önem taşımaktadır. Nem miktarının artması genellikle yasam süresi üzerine olumsuz etki yapmaktadır. Ancak, kimi bitki tohumları suya bırakılmaları durumunda daha uzun yaşam göstermektedir. Bu arada yüksek sıcaklık da yaşam süresini kısaltıcı yönde etki yapmaktadır. Öte yandan kimi tohumların toprağa gömülü bırakıldıkları zaman, kavanozda ya da laboratuar rafında bırakılmalarına göre daha uzun yaşam gösterdikleri saptan­mıştır.

Tohumların yaşam sürelerini belirleyen etmenlerin başında nem ve sıcaklık gelir. Bu noktada çevredeki atmosferin oksijen ve karbon­dioksit içeriği de önemlidir. Genellikle 50C gibi düşük sıcaklıklarda saklanan tohumların yasam süreleri oda sıcaklığında bırakılan tohumlara göre daha uzundur. Bunun gibi düşük nem, yüksek nem birlikte ele alınarak değerlendirilmelidir (Bartoni 940). Depoda nem, ve sıcaklığın sık sık değişiklik göstermesi, tohumun yaşam süresi üzerine olumsuz yönde etki yapar. O nedenle kağıt torbalar içerisinde satışa sunulan sebze ve çiçek tohumları sık sık sıcaklık ve nem değişiklikleri ile karşı karşıya kalmaları nedeniyle çimlenme güçlerini önemli ölçüde yitirirler.

Tohumların yaşam sürelerinin uzunluğu embriyonun solunumu ile yakından ilgilidir. Düşük sıcaklık ve nem düzeylerinde solunumun  az olması nedeniyle, tohumun yaşam süresi daha uzun olur.  Ancak bu kurala uymayan tohumlar da bulunmaktadır. Örneğin turunçgil tohumları ile kahve tohumları nemli koşullarda daha uzun süre canlı kalabilmektedir (Perter 1949). Bununla birlikte, genel kural olarak, solunum oranını düşüren koşullar tohumların depolanması için uygun koşullar olarak kabul edilmektedir.

1.6. ÇİMLENME DURGUNLUĞU (DORMANSİ)

Sıcaklık, su, oksijen gibi çimlenme etmenleri yeterli düzeyde bulunsalar bile, kimi bitki tohumlarının çimlenmedikleri görülür. Olgunluğa yeni erişmiş tohumların çimlenebil meleri için genellikle belli bir sürenin geçmesi gerekir.

Böyle tohumlarda embriyo ve endosperm bulunmasına kargın çimlenme gerçekleşemez, işte içsel nedenlerle tohumda ya da bitkinin öteki organlarında gelişme görül­memesi Çimlenme durgunluğu (Dormansi) olarak adlandırılır.

Çimlenme durgunluğu sözcüğü yalnızca içsel etmenlerin etkisi sonucu tohumda çimlenmenin gecikmesi olgusu için kullanılır. Çevre koşullarının etkisi altında bir bitki organının gelişmesindeki gecikmeyi, kolaylık olması nedeniyle çoğunlukla "Dinlenme hali" sözcüğüyle ifade ederiz. Pratikte tohum­ların ya da Öteki bitki organlarının gerçekten durgunluk döneminde mi oldukları yoksa basit sıradan bir dinlenme durumunda mı bulun­dukları konusunda kesin yargıya varma olanağı oldukça sınırlıdır.

Tohumlarda çimlenme durgunluğu, çeşitli etmenlerden birinin ya da birkaçının birlikte etkisi sonucu ortaya çıkar. Bu etmenler üzerinde aşağıda kısaca açıklayıcı bilgi verilmiştir.

1.6.1. Tohum Kabuğunun Suyu Geçirmemesi

Pek çok bitkide tohum kabuğu, tohumun oluma ulaştığı dönemde suyu (ve oksijeni) hiç geçirmez. Bu durum pek çok baklagil bitkilerinde (örneğin yonca, üçgül vb) ve kimi öteki bitki tohumlarında görülen bir olgudur. Öte yandan kimi baklagil tohumları, geçirgenliği önleyici mumlu bir tabaka ile. de kaplanmış bulunmaktadır (Mayer ve Poljakoff-Mayber 1963). Kuşkusuz, tohum kabuğundan tohuma su girmediği sürece çimlenme olmaz. Çoğu tohumlarda olumdan sonra kurumaya doğru geçen sürede, tohum kabuğunun su geçirgenliği giderek artar. Bu artış nem ve sıcaklığın sürekli değişiklik gösterdiği doğa koşullarında daha da hızlı olur. Bunun gibi, bakteri ve mantarlar da tohum kabuğunun su geçirgenliğine olumlu yönde etki yapar.

1.6.2. Tohum Kabuğunun Oksijeni Geçirmemesi

Kimi bitki tohumlarının suyu geçirmelerine karşın, gazlan ve oksijeni geçirmedikleri saptanmıştır (Mayer ve Poljakoff-Mayber, 1963). Bu durum, kazık otu bitki tohumlarında saptanmıştır. Kazık otu bitkisinin dikenli tohum kapsülü içerisinde üst üste iki tohum bulunmaktadır. Bunlardan üstte bulunana "Üstteki tohum" altta bulunana da ''Alttaki tohum" adı verilir. Yapılan araştırmalar her iki tohum kabuğunun suya karşı geçirgen olduğunu, normal sıcaklık ve nem koşullarında alttaki tohumun kolayca çimlenebildiğim göstermiştir.

Buna karşın tohum kabuğu çatlamadığı ya da parçalan­madığı sürece bu koşullar altında üstteki tohum çimlenmez. Ancak bol miktarda oksijen bulunan koşullarda bırakılması durumunda üstteki tohumun da kolaylıkla çimlendiği görülür. Bu durumun, üstteki tohumda tohum kabuğunun oksijeni hiç geçirmemesinden ve dolayısıyla embriyonun gereksinme duyduğu oksijeni bulamama­sından ileri geldiği saptanmıştır.

Bitki tohumlarının kuru olarak depo edilmeleri ya da doğal koşullar altında bulundurulmaları süresinde tohum gömleğinin ok­sijen geçirgenliği giderek artmakta, ve, embriyonun oksijen gereksinimi ise azalmaktadır.

1. 6. 3. Embriyonun Gelişmesini  Tohum Kabuğunun Mekanik Olarak Önlemesi

Tohum kabuğunun oksijeni ve suyu kolayca geçirmesine karşın tohumun yinemde  çimlenme   durgunluğunda   bulunduğu  görülebilmektedir. Örneğin kazayağı (Amaranthus retroflexus) bitkisinin tohumunda oksijen ve  suyu kolayca geçirmesine karşın tohum kabuğu, embriyonun gelişmesine engel olmaktadır. Böyle tohumlarda çim­lenme durgunluk süresi 30 yıl ya da daha uzun olabilmektedir. Bu arada hardal (Brassica), çoban çantası (Capsella), tere (Lepidium) gibi bitki tohumlarında da embriyonun gelişmesi tohum kabuğunca Önlendiğinden durgunluk süresi oldukça uzundur.

Tohum kabuğunun çeşitli işlemlere tutulması yoluyla embriyo­nun gelişmesi üzerindeki mekanik etki bir ölçüde giderilebilmekte ve çimlenme sağlanabilmektedir. Tohum kabuğuna mekaniksel ve kimyasal işlem uygulanabilmektedir. Mekaniksel olarak tohum ka­buğu çatlatılır, kesilir ya da kırılır. Örneğin tohum kum ile çalkalanır. Gerekirse tohum kabuğu bıçakla kesilir. Tohum kabuğunun çatlatılması, kesilmesi ve kırılması sonucu su ve oksijen geçirgenliği hız­lanmakta ve embriyonun gelişmesi üzerindeki olumsuz etki giderilebilmektedir. Böylece çimlenme durgunluğu giderilmekte ve çimlenme kısa sürede gerçekleştirilmektedir.

Tohum kabuğundan dolayı ortaya çıkan durgunluk kimyasal yolla da giderebilmektedir. Tohumların sülfürik asit gibi güçlü asit çözeltilerine, aseton ya da alkol gibi organik çözücülere batırılması, tohumun durgunluk süresinin sona ermesine neden olur. Kaynar su da benzer etki yapar. Gerek mekaniksel olarak gerekse kimyasal işlemlerle tohum kabuğu etkilenerek çimlenme durgunluğu ortadan kaldırılabilmektedir.

1.6.4. Embriyonun Tam Gelişmemiş Olması

Bir bitki tohumunun çimlenememesi embriyonun tam gelişeme­miş olmasından da ileri gelebilir. Embriyo tam olarak gelişinceye değin çimlenme görülmez. Bu da çimlenmeden önce ya da çimlenmenin başında, gerçekleşmelidir (Mayer ve Poljakoff-Mayber 1953). Em-riyonun tam gelişmemiş olmasından kaynaklanan çimlenme durgunluğu; ginkgo (Ginkgo biloba), dişbudak (Fraxinus excehior), çoban püskülü (Ilex opacaj ve orkide bitkilerinde görülebilir. Embriyonun" tam olarak gelişmemesinden ileri gelen durgunluğun giderilmesi, yalnızca koşullar uygun kılınarak embriyonun gelişmesinin sağlanması ile olanaklıdır.

1.6.5. Embriyonun Durgun (Dormant) Olması

Pek çok bitki tohumlarında tohum olgunluğa eriştiği, embriyo tam olarak geliştiği ve çevre koşullan da uygun olduğu halde embriyonun fizyolojik etkisi nedeniyle tohumun çimlenemediği görülür Böyle tohumlarda tohum kabukları çıkarılsa bile olum dönemimi: başında embriyo büyümez ve çimlenme gerçekleşmez. Elma, şeftali, alıç, ıhlamur, dişbudak, lâle, kızılcık, ağıotu ve çam bitkilerinin to­humları embriyonun durgun olması nedeniyle çimlenme durgunluğu gösterirler. Böyle bitki tohumlarında çimlenme, olgunluktan, sonra geçecek belli bir süre sonunda gerçekleşebilir.

Sonbaharda tohumun toprağa düşmesinden ilkbahara değin geçirilen süre, tohumun olgunluktan sonra çimlenme öncesi geçen süre olarak kabul edilmektedir. Bu süre içinde tohum, bitki yaprak­lan ile ya da karla örtülmüş olarak bulunur. Böyle tohumlarda ol­gunluktan sonra çimlenmeye değin geçen sürede tohum embriyosunda bir dizi fizyolojik değişiklikler olur. Bu değişiklikler sonucu embriyo giderek durgunluk durumundan kurtulur ve tohum çimlenir. Tohum embriyosunda cereyan eden fizyolojik değişiklikler üzerindeki bu­günkü bilgilerimiz yeterli değildir. Kimi bitkilerde olgunluk sonrası geçen sürede değişiklikler özellikle tohum kabuğunda cereyan eder. Olgunluktan sonra çimlenmeye değin geçen değişikliklerin süresi çevre koşullarına bağlı olarak değişmektedir.

1.6.6. Çimlenme Önleyicileri (İnhibitörleri)

Bitki tohumlarının çimlenmeleri kimi durumlarda önleyici (inhibitör) denilen maddelerin etkisiyle önlenir. Bu maddeler çoğu kez bir ya da birden fazla bitki organları tarafından üretilir. Örneğin domatesin suyu, tohumunu olduğu kadar öteki pek çok bitki tohu­munun da çimlenmesini Önler. Domates suyu l :25 oranında sulan­dırılmış olsa bile tere (Lepidium sativum) tohumunun çimlenmesini önler (Evenari 1949).

Çimlenme önleyicileri lâle gibi kimi bitki tohumları (Randolph ve Cox 1943) ile özellikle lahana tohumları içerisinde (Cox ve ark 1945) bulunmaktadır. Kuşkusuz yaygın çimlenme durgunluğu görülen pek çok bitkinin tohumu İçerisinde de önleyici maddeler bulunmak­tadır. Kumarin, amonyak, fitalid, parasorbik asit, ferülik asit, dehidroasetik asit ve absisin II doğal olarak tohumlarda bulunan önleyici maddelerdir. Bu maddeler tohum içeren meyvelerin suyunda, tohum kabuğunda, endospermde, embriyoda vb bitki organlarında bulunurlar

1.7. İKİNCİL ÇİMLENME DURGUNLUĞU

Hasattan hemen sonra çimlenebilen kimi bitki tohumlarının, uygun olmayan koşullarda bırakılmaları ile bu yeteneklerini yitir­dikleri saptanmıştır. Bu ve benzeri biçimde ortaya çıkan durgunluğa "İkincil durgunluk" adı verilir. Genellikle ikincil durgunluk, çimlenme için temel olan koşullardan en az birinin uygun olmaması durumunda görülür.

Işık isteği yüksek tohumlar karanlıkta, karanlık isteği yüksek tohumları da ışıkta bırakılırsa ikincil durgunluk ortaya çıkar. Bunun gibi, kimi

1.8. TOHUMLARDA ÇİMLENME  DURGUNLUĞUNU GİDERME YÖNTEMLERİ

Tohumlarda çimlenme durgunluğu ekonomik önemi olan sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Hasadın bazı bitkilerde yağışlı dönemlere geldiği kuzey ülkelerde, tohumların, hemen çimlenme gücüne ulaşması, hatta tohumların daha başakta iken çimlenmesi ya da ekilmelerinden çok önce depoda çimlenmesi gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Bu gibi koşullarda, belli süreli bir çim­lenme durgunluğu istenen bir durumdur.

1.8.1. Tohum Kabuğunun Etkilenmesi 

Tohum kabuğunun yapısal bîr özelliği nedeniyle ortaya çıkmış .durgunluk,   tohum   kabuğunun   etkilenmesiyle   giderilebilir.   Anılan etkileme mekaniksel ya da başka bir yolla olabilir ve tohum kabuğunun olumsuz   yöndeki   direnci   giderilerek   çimlenme   gerçekleştirilebilir. Daha önce de değinildiği gibi, tohumlara çatlatılıp kırılmaları ya da tohumların mineral asitlerle işleme tutulmaları tohum kabuğunun etkilenerek çimlenmenin normal oluşmasına yol açmakta ve durgunluk  giderilmektedir. Burada akıldan çıkarılmaması gereken nokta, etkileme işleminden embriyonun zarar görmemesidir. Doğada peş peşe donma ve çözülme ya da tohum kabuğunun yavaş yavaş çürümesi ile anılan etkilenme gerçekleştirilerek durgunluk ortadan kaldırabilmektedir.

1.8.2. Düşük Sıcaklık

Çoğu bitki tohumlarında bir süre düşük sıcaklıkta nemli turba içerisinde bırakıldıktan sonra yüksek sıcaklıkta depo edilmeleri durumunda, çimlenme için olum sonrası bekleme süresi kısaltılabilir.

Çam tohumları için 5-10°C de 2-3 aylık süre, çimlenme oranının önemli ölçüde artması için yeterli bulunmuştur.

1.8.3. Sıcaklıktaki Değişmeler

Kimi bitki tohumlarının peş peşe düşük ve yüksek sıcaklıklarda bulundurulmaları durgunluğun giderilmesine etkili olmaktadır.

Kimi bitki tohumlarında donma ve çözülme ile de durgunluğun giderildiği bilinmektedir.

1.8.4. Işık

Daha önce de açıklandığı gibi ışık, kimi bitki tohumlarının çimlenmelerinde temel etkenlerden biridir. O nedenle, bu durumdaki bitkilerde ışığın durgunluğu giderici yönde etkilediği söylenebilir. Kimi bitki tohumlarında ise başka dış etmenler ışığın yerini almaktadır.

1.8.6. Büyüme Düzenleyicileri

Büyüme düzeyicileri adi verilen maddeler fidanların köklen-dirilmesinde ve kök gelişmesinde yaygın biçimde kullanıldığı gibi, tohumda durgunluğun giderilmesi ile çimlenmenin iyileştirilmesinde de başarıyla kullanılabilmektedir.

Tohumlarda çimlenmeyi artırmak için uygulanan çeşitli maddeler arasında potasyum nitrat (KNO3), thioüre (NH2-C-NH2), etilen (C2H4), giberallin ve kinetin yaygın biçimde kullanılır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir önceki yazımız olan Soya (Glycine max L.) Yetiştiriciliği başlıklı makalemizde (Glycine, L.) ve max hakkında bilgiler verilmektedir.

Bitki Üretim Teknikleri

Gunlük hayatınızı kolaylaştırcak pratik önemli bilgiler

Published

on

Gunlük hayatınızı kolaylaştırcak pratik önemli bilgiler

  710,ünlük Hayatımızı Kolaylaştıran Reçeteler

İşinizi Kolaylaştıracak Öneriler 

Baş ağrısı için; kahve çekirdeğine limon suyu sıkın, yavaş yavaş yiyin. (birkaç tane)

İçeceklere güzel tat ve görüntü vermek için; buzu dondururken buz kabının içine kiraz, nane yaprağı, yeşil zeytin vs. koyup dondurun.

Buz dondururken; suyu kaynatın, soğuyunca buz kalıplarına koyup dondurun. Buzlar daha canlı kristal gibi görünür. Kaynamış suda oksijen azalır. Bu da buzun mat görünmemesini sağlar.

Dişlerinizi doğal temizleyin: Çileği ezin. Diş fırçanızın üzerine koyun. Diş etlerinize kompres yapın. Sonra dişlerinizi fırçalayın.

Ağız kokusu için; kahve çekirdeği çiğneyin. Şeftali, ağız kokusunu alan harika bir meyvedir.

 Arı, sivri sinek sokmalarına karşı; kesme şekeri hafif ıslatın. Sokulan kısmın üzerine hafifçe bastırın. Zehiri alır ve kaşınmayı, şişmeyi önler.

Gözlük camlarını; gliserin ile silerseniz buğulanmadığını göreceksiniz.

Çiçekleriniz için; haşladığınız yumurtanın suyunu saksıya dökün.

Gülleriniz boyunlarını bükerse; ilk önce sıcak suya sonra soğuk suya batırın.

Eve yayılan yemek kokularını yok etmek istiyorsanız, küçük bir tavaya bir miktar sirke ve suyu karıştırıp kaynatın. Sirke tüm kötü kokuları yok edecektir. 

Tencereden yemek taştığında, üzerine hemen tuz serpin. Soğuduktan sonra lekeli bölgeyi nemli bir bezle silin. Kolayca temizlendiğini göreceksiniz. 

Fareleri kaçırmak için; nane yağını bir karton parçasının üzerine sürün, farelerin geldiği yere koyun. 

Karıncalara karşı: Bugünlerde evinizi karıncaların istila etmelerinden yakınıyorsanız, telaşlanmayın. Bir miktar defne yaprağını ezip ufalayın ve karıncaların gezdikleri yerlere serpin. Çok kısa sürede karıncalardan kurtulacaksınız.

Boya fırçaları sertleşmiş ise; kaynamış sirkeli suda bekletin, yumuşadığını göreceksiniz.

Boya kokusunu gidermek için; iki büyük baş soğanı soyup ikiye bölün. Suyun içine atın. Bunu da kokulu odaya koyun.

Cam kırıklarını temizlemek için; temizlersiniz fakat kıymıkları göremezsiniz. Bunu da temizlemek için ıslak pamuk imdadınıza yetişir. 

Mutfakta tıkalı lavaboların açılması için: Lastik pompalarla dakikalarca açmak için uğraşmayın. Kaynar sodalı su, tıkalı delikten dökülürse, hemen açılır. 

Mutfaktaki haşerelerle savaş için: Mutfakta özellikle dolaplarda dolaşan hamam böceği, karınca gibi haşeratı yok etmek ve bir daha gelmemelerini sağlamak için, bu haşeratın dolaştığı yerlere, dolaplara terebentin sürmek kesin yoldur. 

Ağzı dar şişe-kavanoz temizlemek için; biraz sabunlu su, bir kaşık pirinçle çalkalayın.

Balıklı tava kokusu için; tavayı limonla bir güzel ovalayın ve yıkayın.

Kesik limonu saklamak için; küçük bir tabağa toz şeker serpin, kesik tarafı şekerin üzerine gelecek şekilde koyun. İki hafta limon kurumadan saklanır. Veya kesik kısma tuz da serpebilirsiniz.

Kıyafetlerinize güve gelmemesi için; kullandığınız naftalinin kokusundan hoşlanmıyorsanız, dolapların içine limon kabuğu, karanfil taneleri veya lavanta yerleştirin. Böylece hem kıyafetleriniz zarar görmeyecek hem de güzel kokacaktır. 

Kaplardaki kireci temizlemek için; kabın içine yumurta kabuklarını bırakıp kaynatın. Veya bir miktar sirke döküp kaynatın. Kirecin yok olduğunu göreceksiniz. 

Gümüşlerinizi, 20 ml su içerisinde 10 g tebeşir tozu ve 10 g amonyak çözündürülerek hazırladığınız karışım ile ovabilirsiniz. 

Mutfakta İşinizi Kolaylaştıracak Öneriler

Patates haşlarken; haşlama suyunun içine bir kaşık tereyağı koyun. Patatesler vitaminlerini kaybetmemiş olur, daha çabuk pişerler aynı zamanda.

Soyulmuş patateslerin kararmadan saklanabilmesi için; saklanacak kabın içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabında saklayın. Gerektiği zaman suyla yıkayıp kullanın.

Pastaların daha gevrek olması için; (tatlı-tuzlu farketmez) hamurun içine bir çay kaşığı tuz atın.

Tazeliği gitmiş, pörsümüş yeşillikleri canlandırmak için; iki kaşık limon suyu karıştırılmış buzlu su dolu kabın içine koyun. Bir saat buzdolabında bekletin.

Daha yeşil sebzeler: Yeşil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir. Pişirdiğinizde sebzelerin bu yeşil rengi daha az kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek, klorofilin sabitleşmesini sağlayın.

Kararmayan soğanlar: Soğanları kızartmadan üzerlerine biraz un serperseniz, kavururken kararmazlar.

Kızarmış börek: Börek üzerinin kızarması için üzerine yumurta sürülür. Evde yumurta kalmamışsa, biraz yoğurdu bir yemek kaşığı yağla karıştırıp sürün. Güzel bir renk olduğunu göreceksiniz.

Domatesin kabukları: Domatesin kabuklarını kolay soymak için, bıçağın sırtıyla domateslerin kabuklarını soyacağınız yönün tersine sürtün ve daha sonra soyun ya da domatesleri kaynar suda bir dakika bekletin.

Vitamini kaybolmayan salata: Yeşil salata ve marulun yapraklarını yıkadıktan sonra
bıçakla keserek doğramak yerine, elinizle koparın. Böylece vitamin kaybını önlemiş olursunuz.

Reçel yaparken; reçel yapacağınız meyvaları iyice yıkayıp kurulamalısınız. Karıştırırken mutlaka tahta kaşık kullanmalısınız. Şekerlenmeyi önlemek için limon tozu yerine, limon suyu kullanın. Kavanozlara koyduğunuzda iyice soğumadan ve üzerindeki hava kabarcıklarını kağıt havlu ile almadan kavanozun ağzını kapatmayın. Reçellerinizi serin ve karanlık yerde saklayın.

Lezzetli çikolata sos: Çikolata sosu hazırlarken içine koyacağınız bir tutam tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kılar. Çikolata sosun içine biraz kahve eklediğinizde, tadının çok değişik olduğunu göreceksiniz.

Kolay soyulan yumurtalar: Katı haşlanan yumurtaları kolayca soymak için, kaynar sudan çıkardıktan sonra hemen soğuk suya tutun ve bir süre soğuk suda bekletin. Su, kabuğun gözeneklerinden girerek soymayı kolaylaştırır.

Mantar sote pişirirken; tencerenin kapağını açık bırakırsanız, hem mantarların su koyuvermesini hem de kararmasını önlersiniz.

Pişmiş yumurtayı çiğ yumurtadan ayırmak için; pişirip sakladığınız yumurtaları, çiğ yumurtalarla aynı yere koyuyorsanız, bunları ayırmanın en kolay yolu, çiğ yumurtalar döndürdüğünüzde kolaylıkla dönmezken, pişmiş yumurtalar kendi ekseni etrafında rahatlıkla dönerler.

Tavuk eti hakkında bilmeniz gerekenler: Tavuk eti çabuk bozulan gıdalardandır.Tavuk eti buzdolabında en fazla bir gün bekletilip tüketilmelidir. Tavuk eti, et ile aynı tahtada kesilmemelidir. 

Yoğurdun faydaları: Yoğurttan daha fazla yararlanmak için suyunun atılmaması gerekir. Yoğurdun tüm vitamin ve mineralleri bu suda bulunmaktadır. Ayrıca, bu su yemeklere ekşi bir tat kazandırmak istenildiğinde de kullanılabilir.

Ekmeğin küflenmesini önlemek için; ekmeğiniz durup dururken dolabında küfleniyorsa, ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek yeterlidir.

Karnabahar pişirirken eve yayılan kokudan kurtulmak için; pişirme suyuna bir parça tuz ve iki kaşık sirke ilave edip, suyun üzerinde köpük oluşumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayı deneyin. Evi saran kötü kokudan eser kalmadığını göreceksiniz.

Mutfağınıza sinmiş kızartma kokusunu yok etmek için;  ızgaranın üzerine defne yaprağı, ada çayı yaprağı ve kekik yaprağı koyun.

Yemeğinizin içine koyabileceğiniz karışım:  1/3 üzüm sirkesi, 2/3 su, 1 küp şeker; bunları iyice karıştırın ve yemeğinizde kullanın. Sonuç mükemmel olacak.

Sosislerin patlamasını önlemek için; fırın ya da ızgaraya koymadan önce soğuk süte batırmanız yeterli olacaktır.

Meyvelerin arasına serpiştireceğiniz herhangi bir türden yapraklar, onları uzun süre taze tutacaktır.

Nane, adaçayı ve çekilmiş ceviz, pek çok yemekte kullandığınız beşamel sosa çok hoş lezzet katar. Fakat bu aromalı otları, sos pişip ateşin söndürülmesine yakın tencerenin içine ilave etmeye dikkat edin.

Bayat ekmeği ince ince dilimleyin. Üzerine az miktarda süt serpin ve kızgın yağda bir yüzünü kızartın. Ters çevirip üzerine domates ve taze kaşar peyniri koyun. Peynirler erimeye başlayınca üzerlerine kekik ve karabiber serpip sıcak sıcak servis yapın.

Tavuk etinizin daha yumuşak, daha güzel kokulu ve daha lezzetli olması için pişirmeden önce tavuğu yarım limon ile iyice ovalayın ve sonra tavuğun üzerine ve içine rendelenmiş limon kabuğu koyun.

Kış aylarında hepimizin vazgeçilmez içeceği, C vitamini deposu portakal suyudur. Eğer portakalları sıkmadan önce yarım saat soğuk suda bekletirseniz sıktığınızda daha çok portakal suyu elde edersiniz.

Sarımsakların daha çabuk ezilmesi için cam bir kavanozda ve buzdolabında saklamanız yeterli olacaktır. 

Zeytini bir kavanoza koyun, zeytinyağı ile örtün ve biraz kekik, 2-3 diş sarımsak ilave edin, 8 gün bekletin. Nefis bir tadı olur. Zeytinler bitince kalan sosu, salata sosu olarak kullanabilirsiniz.

Patlıcan kabuklarını soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyağı konmuş suda bir süre haşlayın. Daha sonra istediğiniz küçüklükte dilimleyin ve pilav yaparken içine karıştırın. Göreceksiniz, pilavınız çok leziz olacak. 

Doğal tavuk ya da et suyu yapmak için, tavuk ya da et suyu haşlandıktan sonra suyunu soğutun. Soğuyan suyu buz kalıplarına ya da buz poşetlerine pay edin. Derin dondurucu ya da buzlukta saklayın. Her ihtiyaç duyduğunuz anda çıkarıp pilav ve çorbalarınız için kullanın. 

Fırınınıza sinmiş kötü yemek kokularını temizleyip yerine güzel kokular bıraksın diye satın aldığımız o pahalı ürünler, istediğiniz gibi ferah bir koku bırakmıyorsa, size daha pratik ve ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce fırınınızın ortasına, yarısı sirke-yarısı su ile doldurulmuş bir tava koyun. Fırınınızı birkaç dakika için ısıtın. Daha sonra soğumaya bırakın. Fırınınız umduğunuzdan da güzel kokacak.
Eskilerin yöntemleri her zaman en iyi, en doğrudur.

Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalması için, teneke bir kaba koyun ve yanına bir avuç pirinç bırakın. Bayatlama sorunu ortadan kalkacaktır.

Elmanın faydaları bitmez. Lahana yemeği yaptıktan sonra evinize sinen ve pencereleri açsanız da çıkarmayı başaramadığınız lahana kokusundan kurtulmak artık çok kolay. Bir elmanın kabuğunu soyup lahanın pişme suyuna ekleyin. Hem koku çabucak yok olacak hem de lahananın hazmı daha kolay olacaktır. 

Yumurta haşlarken suyun ve yumurtanın üstüne serptiğiniz bir tutam tuz, yumurtaların çatlamamasını sağlayacaktır.

Değersiz olarak gördüğünüz limon kabuklarını güneşli bir yere koyup kurutursanız, özellikle isli ve yağlı mutfak eşyalarınızı ovarken şaşırtıcı sonuçlar alabilirsiniz.

Gravyer peynirinin kurumaması için, daha evvel tuzlu suya batırılmış, nemli bir beze sararak muhafaza ediniz.

Süte biraz karbonat atarsanız hem çabuk bozulmaz hem de kolay hazmedilir. 

Kuş üzümlerini ayıklamak için, onları bir avuç unla ovuşturunuz ve kalın delikli bir süzgece atınız. Un ile beraber çöpler de düşer.

Buzdolabınızın iyi soğutması için içine bir torba tuz koyun. Tuzun dolaptaki nemi aldığını göreceksiniz.

Balıkları temizlemeden yarım saat kadar dondurucuda bekletirseniz, temizleme işi sizi daha az yorar. Balık pişirirken hiç de hoş olmayan bir koku kaplar evi. Bunu önlemek için de kabın veya tavanın içine birkaç defne yaprağı atmayı deneyin.

Sodalı içeceklerin gazlarının kaçmasını engellemek için buzdolabının içine baş aşağı yerleştirin.

Taze ekmek kolay kesilmez; parçalanır, dağılır. Muntazam dilimler elde etmek için, ekmek bıçağınızı kaynar suya sokup biraz bekletin. Sonra hemen kurulayıp ekmeği dilimlemeye başlayın. Sık sık, hatta her dilimde bıçağı sıcak suya sokmanızda fayda vardır. 

Açılmakta direnen cam kavanozların altına sert bir şekilde vurursanız açılacaklardır.

Yeterince olmamış limonlardan beklenildiği kadar su çıkmaz. Tıpkı çok sert limonlardan da çıkmadığı gibi. Bu tür limonları kesmeden önce, birkaç dakikalığına çok sıcak suya batırıp bekletin. Limonların daha fazla su verdiğini göreceksiniz.

Eğer naneyi doğrayarak kullanacaksanız üzerine biraz şeker serpin. Böylece nanenin kokusunu arttırmış olursunuz. 

Meyve salatası yaparken taze nane yaprağı katıp, meyveleri yoğurt ve balla karıştırın. Enfes olacaktır.

Pirinç, fasulye, mercimek, kuru bakla ve benzerlerini saklarken böcek oluşmasını önlemek için kavanoz ya da kutunun içine iki, üç diş sarımsak koyun. Rafine olmayan kaya tuzu da korur.

Sucukları serin bir yere asmak yetmez. Zamanla üstlerini beyaz bir küf kaplar. Bunu önlemek için zaman zaman sucukların üstünü yarıya kestiğiniz bir limonla silin.

Çok yağlı taze süt, kaynatılırken çoğu kez dibi tutar. Tencerenin dibini temizlemek de güç olur. Bunun için sütü kaynama kabına koymadan önce, kabı temiz su ile çalkalayın. Kurutmadan içine sütü döküp kaynatın. Dibi tutmayacaktır.

Havucun rengini kaybetmemesi için kaynayan suyun içinden aldıktan sonra hemen soğuk suyun altına tutup birkaç dakika bu şekilde bekletin.

Tuz topaklanıyorsa tuzluğun içine birkaç adet pirinç koyun. Pirinç tuzun rutubetini alacak ve topaklaşmayı önleyecektir.

Ekmekler bayatladığı zaman robotta çekip galeta unu haline getirin. Dondurucuya atıp gerektiği zaman kullanın veya kurutup kavanozda muhafaza edin.

Kabuklarını soyduğunuz meyvaların kararmalarını önlemek için limonla ovun.

Domatesler pörsümüş ise yarım saat boyunca tuzlu su dolu bir kabın içinde buzdolabında bekletirseniz çok daha güzel görünecektir.

Mumların ömrünü uzatmak için kullanmadan iki saat önce buzdolabının derin dondurucusuna koyarak bekletin.

Patateslerin filizlenmesini önlemek için patates torbasının içine birkaç adet yeşil elma atın. 

Patates, parmaklarınızdaki yiyecek lekelerini çıkarır. Çiğ olarak dilimleyip lekelerin üzerine sürmeniz ve sonra da durulamanız yeterli.

Patates soyarken üzerini bir bulaşık teli yardımıyla ovuşturursanız rahatça soyulmasını sağlayabilirsiniz. 

Patatesin pişirme suyuna bir kaşık sirke koyun. Hem rengi sapsarı kalır hem daha lezzetli olur. 

Marulların uzun süre taze kalması için bir saat su dolu bir kapta tutun. Sonra buzdolabına açık kısmı aşağı gelecek şekilde yerleştirin. Bu şekilde on gün saklayabilirsiniz. 

Yemeğin taşmasını önlemek: Pirinç, şehriye ya da makarna pişirirken taşmalarını önlemek için suya bir ya da iki tatlı kaşığı tereyağı ya da sıvıyağ ekleyin. 

Pirinç pişirirken, tanelerin birbirlerine yapışmalarını önlemek için, suya bir kaç damla limon ekleyin.

Piliç kızartmasının en iyi sonucu vermesi için, pilici ve sosunu iyice soğutun. Sosladığınız piliç parçalarını tekrar bir saat süreyle buzdolabına koyun, sonra kızartın.

Donmuş balık pişirmek: Donmuş balığı sütün içinde eritin. Süt, don tadını çekip taze bir tat verecektir.

Balık filetolarının özlü olmasını sağlamak için, her zamanki suyun yerine süt kullanın.

Eti her zaman ya pişirirken veya piştikten sonra tuzlayın. Pişirmeden önce tuzlarsanız et kendini salar. 

Ekmek, ince dilimlenip kızartılırsa besleyici değeri azalır. 

Nohut, mercimek ve kuru fasulye gibi besinler iyice pişirildiklerinde hem protein değerleri artar hem de sindirimi kolaylaşır. 

Yoğurdun suyu atılırsa vitamin değeri azalır. 

En iyi brokoli pişirme yöntemi, vitamin değerini yitirmemesi açısından kısa süreli haşlamak ya da buharda pişirmektir. 

Brokoli, çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesini önler. Ayrıca hücre DNA’sına zarar veren serbest radikalleri zararsız hale getirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. 

Sebzeler haşlanarak kullanılacaksa, haşlama suyuna eklenecek bir miktar sirke, sebzelerin renginin korunmasını sağlayacaktır. 

Kara üzüm suyu, kalp için koruyucu etkiye sahiptir.  

Üzüm çekirdeği çok güçlü bir antioksidandır. 

Düzenli yürüyüş yaptığınız zaman artan mutluluk hormonu, yeme ataklarınızı önleyerek kilo vermenize yardımcı olur. 

Badem içinde bulunan kalsiyum, demir, potasyum, çinko, magnezyum ve A, B, C, E vitaminleri sayesinde kolesterolü düşürür, kan şekeri seviyesini ayarlar ve hem zihinsel hem de bedensel yorgunluğu giderir.  

Havuç, kan yapıcı, ishal giderici, peklik önleyici, karaciğeri kuvvetlendirici bir besindir. 

Ton balığı A, B, D, E ve K vitaminleri ve selenyum, kalsiyum, demir, fosfor, içerikleri ile yüksek tansiyon ve şiddetli migren ağrılarına iyi gelir. 

Ceviz damar koruyucu, cildi temizleyici, ishal kesici ve kan dolaşımını önleyici etkiye sahiptir. 

Bir bardak nar suyunun antioksidan özelliği, 10 bardak yeşil çay ve 2 kadeh kırmızı şarap ile aynı seviyededir. 

Vişne suyu, A vitamini ve potasyum içerir. Ateş düşürür, susuzluğu giderir, mide ve karaciğerin düzenli çalışmasını sağlar. 

Elma suyu, B3 ve E vitamini, pektin ve potasyum içerir. Kan şekerini kontrol altında tutar, baş ağrısına iyi gelir, kolesterolü düşürür. 

Portakal suyu B ve C vitaminleri, fosfor, potasyum içerir ve bir bardak portakal suyu, günlük C vitamini ihtiyacının %50’sini karşılar. Antioksidan özelliği ile kalbi korur. Tansiyonun dengelenmesini sağlar. Hazmı kolaylaştırır. 

Tam tahıllı, kepekli makarnalar B12, B6, çinko ve folik açısından çok zengindirler ve peynir ve yağlı soslarla tüketmediğiniz sürece çok fazla kilo yapıcı etkisi yoktur. 

Son dönemde yapılan bilimsel çalışmalar D vitamininin kanserden koruyucu çok önemli bir destek olduğunu göstermektedir. D vitamini ayrıca kalp krizi, kalp yetmezliği ve beyin kanaması risklerini de azaltmaktadır. Vücudumuzda D vitamini üretiminin harekete geçmesi için cildin güneşle temas etmesi gerekmektedir. Süt ve süt ürünlerinin, ayrıcabalığın zengin birer D vitamini deposu olduğunu bilmekte fayda vardır. 

30 gr ayçiçeği çekirdeği, günlük E vitamini ihtiyacınızın tamamını, magnezyum, selenyum ve folik asit ihtiyacınızın ¼’ünü karşılamaktadır. Dolayısı ile beslenmemizde ayçiçeği çekirdeğinden faydalanmayı unutmamak gerekmektedir. 

Kırmızı ve sarı dolmalık biber, portakal, greyfurt, havuç, kayısı, şeftali, karpuz ve kavun damar yapınıza ve kanserden korunmanıza yardımcı olacak karotenoid deposudur. Beslenmenizde bu gıdalara mutlaka bolca yer verin. 

Fırına sinmiş balık kokusu, matlaşan kristaller, çaydanlıkta oluşan kireç tabakası ve daha fazlası için hayatınızı kolaylaştıracak pratik püf noktaları:

Çelik çaydanlıkların dış yüzeyinde kararmalar, iç yüzeyinde kireç tabakası oluşabilir. Mutfağınızdaki malzemeleri kullanarak çaydanlığınızı ilk günkü görünümüne kavuşturabilirsiniz. Yarım bardak üzüm sirkesine 1 yemek kaşığı tuz ekleyip karıştırın. Bulaşık süngerini karışıma batırıp, çaydanlığınızın dış yüzeyini yıkayın. Kireç tabakasını temizlemek için patates kabuklarını çaydanlığın içine koyun, üzerine su ekleyip bir süre kaynatın. Farkı göreceksiniz.

Mutfakta hayatı kolaylaştıran aletlerden biri mikserdir. Kek ya da muhallebi için kullandığınız mikseri temizlemekte zorlanıyorsanız, kolayı var. Plastik bir kabın içine kaynar su ekleyin. Mikseri kaynar suda çalıştırın. Kolayca temizlendiğini göreceksiniz.      
Fırın, mangal, duman ızgara gibi pişiricilerin ızgara tellerini temizlemek için temiz bir ponza taşı yeterli. Ponza taşını ıslatmadan, ızgara tellerini ovun ve kolayca temizleyin.  

Fırında balık pişirdikten sonra uzun süre kokusu gitmeyebilir. Bu rahatsız edici kokudan kurtulabilmek için oldukça pratik bir yöntem bulunmaktadır. Fırın tepsisine alüminyum folyoyu yayıp, üzerine bir miktar tarçın serpin. 15 dakika orta dereceli ısıda fırını çalıştırın. Hem mutfağınız hem de fırınınız mis gibi kokacaktır.

Uzun süre buzdolabında kalıp bozulmuş bir yemek ya da elektrikler kesildiği için derin dondurucuda çözülen gıdalardolabınızın kötü kokmasına neden olabilir. Dolabınızı karbonatlı suyla silip, iyice kurulayın. Limonun kabuklarını soymadan dilimleyin ve buzdolabının en üst rafına koyun. Kötü kokular limon sayesinde yok olacaktır. Her gün limonları yenilemeyi unutmayın.

Yeni alınan tabak ve mutfak eşyalarındaki etiketleri çıkarmak için üzerine mobilya cilası sürün. Yumuşak bir bez ile silip, bulaşık makinesinde yıkayın. Etiket izi kalmayacaktır.

Yeni aldığınız güveç ve toprak kapları kullanmadan önce içine sirkeli suyla doldurun. Bir gece beklettikten sonra sirkeli suyu döküp iyice yıkayıp durulayın. Böylece çatlaklara karşı önlem almış olursunuz. İç yağıyla yağladıktan sonra fırında boş olarak pişirirseniz kullanmaya hazır hale getirmiş olursunuz.  

Kristal avizeler ya da ev aksesuarları zamanla ışıltısını yitirebilir. Parlaklık kazandırmak için yarım kova ılık suyun içine 3 adet limonun suyunu ekleyin. Kristallerinizi limonlu suyla silin. İlk denemede farkı göreceksiniz. 

Lekeleri temizlemek zor değil 

Çim Lekesi: Ayakkabılara bulaşan çim lekesi halının üzerine yerleşirse beyaz ispirtodan yardım alabilirsiniz. Pamuğun üzerine ispirtoyu dökün. Lekeli bölgeyi silerek temizleyin.

Kan Lekesi: Kan lekesi temizlerken kesinlikle sıcak su kullanmayın. Bu, lekenin iyice yerleşmesine neden olur. Kurumamış kan lekesinin üzerine biraz nişasta serpmek ve nişasta kuruduktan sonra fırçalamanız yeterlidir. Kurumuş lekeler için de bir litre suya katacağınız iki yemek kaşığı amonyak, işinizi görecektir. Leke bu karışım ile fazla bastırılmadan silinirse yok olacaktır.

Çay Lekesi: Pamuklu ve yünlülerde, leke tazeyse, ılık suya bastırılmış bir bezle ovun. Eskimiş ise, içine limon suyu katılmış ılık suda ıslatılmış bir pamuk parçasıyla silin. Ilık su ile çalkalayın. 

Yağ Lekesi: Özellikle mutfak halıları, yemek pişerken çıkan yağ kokusuna maruz kalabilir. Ev kazaları sonucunda yağ dökülebilir. Az miktarda yağ döküldüyse sünger üzerine bulaşık deterjanı döküp, ovalayarak temizleyin.  

Meyve suları, örtünün üstüne dökülür dökülmez tuz serpin. Yıkadığınız zaman tertemiz olacaktır.

Mum Lekesi: Mum lekesini çıkarmak için delici ya da kesici alet kullanmak halıya zarar verir ve istediğiniz sonucu elde edemezsiniz. En başarılı sonuç için mum lekesinin olduğu bölgeyi kağıtla kaplayın. Eriyene kadar ütüleyin. Erimiş mumu ılık suyla temizleyin.

Beyaz çamaşırlardaki mürekkep lekesini çıkarmak için, hemen lekenin üzerine sulandırılmış hardal sürün. Yarım saat bekleyip süngerle ovalayarak temizleyin.

Yumurta lekesini çıkarmak için önce soğuk suda bekletip sonra sabunlu ılık suyla yıkayın. Yumurta lekesini çıkarmak için asla sıcak su kullanmayın. Çünkü sıcak su, lekenin iyice kumaşın içine işlemesine neden olur. 

Taze ceviz lekesini elden çıkarmak için, eller önce bir-iki dakika kadar sirkeye batırılmış bir pamukla ovulur. Sonra da soğuk suyla ovulur ve yıkanır.  

Çay ve kahve lekelerini karbonatla silerek çıkartabilirsiniz.  

Zeytinyağı lekesini çıkarırken bir lokma ekmek içi yuvarlanıp lekenin üzerinde gezdirilmelidir.  

Eğer örtünüze meyve suyu döküldüyse hemen tuz serpin, ilk yıkamada çıkacaktır. 

Masa üzerindeki pancar lekesini çıkarmak için bir ekmek parçasını suyla ıslatın, düz bir yüzeye yerleştirin ve örtünün lekeli kısmını ekmek parçasının üzerine koyun ve yine ıslatılmış bir ekmek parçasını üzerine  yerleştirin. Ekmekler lekeyi emecektir.

Sirke lekesini çıkarmak için, oksijenli suyla tampon yapın ya da lekenin üzerini örtecek şekilde tuz serpin ve bir süre bekletin, daha sonra yıkayın.  

Mürekkep lekesini çıkarmak için, dayanıklı bir kumaşsa, biraz limon suyu ve ılık sütle silin. Durulanınca leke yok olacaktır. Nazik bir kumaşsa, leke kuruyunca, üzerine talk pudrası dökün. Kaybolana kadar fırçalayın. 

Salça ve ketçap lekesini yok etmek için, sıcak su ile gliserini eşit miktarlarda karıştırın. Kumaşı bir saat boyunca bu karışımda beklettikten sonra her zaman kullandığınız deterjan ile yıkayın.  

Eğer lekeleri temizledikten sonra o bölgede renk açılması var ise o bölge seyreltik asetik asit çözeltisine batırılmış sünger ile silinirse rengin eski halini alması sağlanır. 

Taze ceviz lekesinin ellerde bıraktığı sevimsiz lekeyi çıkarmak için, pamuklu bir bez parçasını sirkeye batırıp lekelere sürtün. Sonra ellerinizi soğuk suyla yıkayın. 

Teflon tavanızda oluşan lekeleri temizlemek için bir bardak suya iki  çorba kaşığı karbonat ve yarım su bardağı sirke karıştırın. Bunu tavanızın içine dökün, 10 dakika kaynatın.  

Çelik tencerenizdeki lekeleri çıkartmakta zorluk çekiyorsanız; temizlerken tencerenin içine bir tatlı kaşığı karbonat ve bir fincan sirke koyup kaynatın. Hem üzerine işleyen kara lekeler çıkacak, hem de pırıl pırıl olacaktır. 

 

Bir önceki yazımız olan Soya (Glycine max L.) Yetiştiriciliği başlıklı makalemizde (Glycine, L.) ve max hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Bitki Üretim Teknikleri

Dünya Rekoru kıran tek bahçıvan.

Published

on

Dünya Rekoru kıran tek bahçıvan.

Guinness… Dünya Rekoru kıran tek bahçıvan bir bitkiden 1.355 domates üretti.

 

Bir önceki yazımız olan Soya (Glycine max L.) Yetiştiriciliği başlıklı makalemizde (Glycine, L.) ve max hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Bitki Üretim Teknikleri

Çiçeksiz Bitkilere Örnekler, Çiçeksiz Bitkiler Hangileri Çiçeksiz bitkiler nelerdir?

Published

on

Çiçeksiz Bitkilere Örnekler, Çiçeksiz Bitkiler Hangileri Çiçeksiz bitkiler nelerdir?

Çiçeksiz bitkiler grubunda yer alan bitkiler tohumlar yolu ile çoğalması için yapraklara ihtiyaçları vardır. Sadece bitki olarak büyürler herhangi bir çiçek veya yaprakları görülmez. Çiçeksiz bitkiler yaprakları olmayıp su içerisinde genelde yaşamaktadır karada yaşayan bitkiler ise nemli bölgelerde görülmektedir. Kurak kesimlerde çiçeksiz bitkiler görülmezler. Kara yosunları, atkuyrukları, eğrelti otları, ciğer otları çiçeksiz bitkiler sınıfına girmektedir.

Çiçeksiz bitkilere örnek verecek olursak kara yosunları, eğrelti otları yaygın olarak bilinmektedir. Çoğalmaları eşeyli ve eşeysiz olarak metagenez şeklinde olmaktadır.

Kara yosunları nemli bölgelerde yaşar eşeyli üreme ile çoğalmalarını devam ettirmektedirler.

Eğrelti otları iletim demetleri olup sporlar ile ürer rüzgar ve canlılar sayesinde çoğalmaktadır.

At kuyrukları nemli kesimlerde ve bataklıkların olduğu yerlerde çoğalmaya devam ederler. Spor kesesi sayesinde üreme gerçekleştirir.

Su yosunları tatlı sularda yaşayan bitkilerden olup yaprak kısımları olmayıp köksü yapıları riziot sayesinde tutunurlar. Eşeysiz üreme ile çoğalan bitkilerden olmaktadır.

Bir önceki yazımız olan Soya (Glycine max L.) Yetiştiriciliği başlıklı makalemizde (Glycine, L.) ve max hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Trend Konular