Connect with us

Makaleler

Dr. Nurhan Varol – Zeytin Ağaçlarında Yıllık Bakım İşleri

Published

on

Dr. Nurhan Varol - Zeytin Ağaçlarında Yıllık Bakım İşleri

Dr. Nurhan Varol


Zeytincilik Araştırma İstasyonu Müdürlüğü, Zeytin Yetiştiriciliği Bölümü

Zeytin, fakir toprakların zengin ağacıdır. En zor koşullarda bile varlığını sürdürür ve ürün verir.  Zeytin ağacı kendisine gösterilecek çok az özenin bile fazlasıyla hakkını vermektedir.  Zeytin ağacının, diğer bir çok meyve türüne göre, bakım istekleri de oldukça azdır. Bu kadar güzel özelliklere sahip zeytin ağacını yetiştirip büyütmek ve ürününü  almak için sadece aşağıda sıraladığımız yıllık bakım işlemlerinin yapılması gerekmektedir.  Bunlar; ;
Gübreleme
Budama
Sulama
Hastalık ve zararlılarla mücadele
Toprak işleme
Hasat'tır.

Gübreleme
Zeytin ağaçlarında yıllık yapılması gereken en önemli bakım işlemlerinden biri gübrelemedir. Gübreleme, doğru zamanda ve doğru bir yöntemle yapılmalıdır. Böylece ağaçlardan daha bol ve kaliteli ürün alınabilir. Bu amaçla yeni tesis edilecek olan zeytinliklerde, Kasım-Ocak ayları arasında toprak örnekleri alınıp, analiz edilmelidir. Konu uzmanı kişi ve kuruluşların önerileri doğrultusunda  zeytin fidanlarının temel gübre ihtiyacı karşılanmalıdır. Daha yetişkin fidanlarda ve ağaçlarda ise  2 ya da 3 yılda bir yapılan yaprak ve toprak analizi ile ihtiyaçlar karşılanmalıdır. Zeytin üreticileri topraktan gübreleme işlemlerini Ocak-Mart dönemleri arasında, yapraktan gübreleme işlemlerini ise ilkbahar ve yaz dönemlerinde gerçekleştirmelidirler.
Budama
Zeytin ağaçlarında bir diğer önemli bakım işlemi budamadır.  Budamanın da  zamanında ve doğru bir yöntemle yapılması gerekmektedir. Böylece ağaçlarda ürün ve kalite artmakta hastalık ve zararlılardan daha az zarar görmektedir. Esasen budama ağaçların hayat devrelerine uygun olarak yapılmaktadır.  Zeytin ağaçları fidan döneminde şekil budaması ile şekillendirilmeli, ürün vermeye başladığında ise  ürün budamaları ile daha fazla ve kaliteli ürün vermeye teşvik edilmelidir. Ağaçlar yaşlandığında ise yapılacak olan sert budamalar ile ağaçlar gençleştirilmelidir. Zeytin fidanlarına  dikildikten iki yıl sonra şekil budaması yapılabilir. Bunun için genellikle Şubat-Mart aylarında, fidan 0.6-1 metre yükseklikteki gövdeden, 15-20 cm aralıklarla düzgün dağılım gösteren 3 ana dal bırakılarak şekillendirilmelidir. Ağaçlarda ürün budamaları ise her iki yılda bir,  ya da her yıl  ağaçların içine güneş ışığının daha iyi girmesini sağlamak amacıyla ince dalların hafifçe seyreltilmesi şeklinde Şubat ve Mart aylarında uygulanmalıdır.

Sulama
Zeytin ağaçları yıllık  700-800mm yağış alan yerlerde yetişebilmekte ve ürün verebilmektedir. Daha az yağış alan yerlerde ağaçların su ihtiyacı sulama suyu şeklinde özellikle yaz aylarında verilmelidir. Ağaçların damla sulama yöntemiyle sulanması hem ekonomik olması, hem de zeytinlik içinde hastalıkların yayılmasını engellemesi nedeniyle önerilen bir yöntemdir.
Hastalık ve zararlılarla mücadele
Zeytin ağaçları hastalık ve zararlılara oldukça dayanıklıdır. Zeytin bahçelerinde alınacak basit önlemlerle sağlıklı bir yetiştiricilik yapılabilir. Öncelikle ağaçların budama, gübreleme ve sulama işlemleri aksatılmamalı, ağaçlarda her yıl koruyucu olarak; ilkbaharda %1 sonbaharda %1.5 luk Bordo Bulamacı uygulamaları yapılmalıdır. Zeytin ağaçlarının ana zararlısı zeytin sineğidir. Meyvelerde vuruk yaparak, meyve miktarını ve kalitesini düşürür, zeytinyağları daha asidik olur. Doğru ve zamanında mücadele yapmak için erken uyarı sistemleri (tuzaklar) kullanılmalıdır. Zeytin üreticileri, zararlının mücadelesinde kendilerine en yakın tarım kuruluşlarındaki konu uzmanı kişilerden yardım almalıdır. Zeytin güvesi, zeytin kabuklu ve pamuklu biti gibi önemli zararlıları vardır. Uygun mücadelenin yapılması gerekir. Zeytinin mücadele edilmesi gereken en önemli bakteriyal ve fungal hastalıkları ise dal kanseri, halkalı leke, vertisilyum solgunluğu vb. hastalıklardır.  Bu hastalıklardan korunmak için zeytinliklerin yeri doğru seçilmeli, sağlıklı ve hastalıklara  dayanıklı fidanlar kullanılmalı, budama, toprak işleme, sulama ve zirai mücadele doğru bir şekilde yapılmalıdır.
Toprak işleme
Zeytinliklerde toprak işleme yabancı otların kontrol altına alınması, yağış ve sulama suyunun toprağa kazandırılması, köklerin daha iyi gelişmesi ve hasadın kolay yapılması için uygulanmaktadır. Zeytinliklerde hasattan sonra, çiçeklenmeden 3-4 hafta önce ve hasattan once yüzeysel olarak yapılmalıdır.
Hasat
Zeytinliklerde hasat, ürünün değerlendirilme şekline gore (sofralık ve yağlık), Ekim-Aralık ayları süresince yapılır. Erken hasat sofralık zeytin ve zeytin yağı kalitesini artıran önemli bir  uygulamadır. Sofralık zeytin hasatı ürünün kaliteli olması için el ile toplama şeklinde yapılmalıdır. Zeytin meyvesine, sürgünlerine zarar vermeyen ekipmanlardan da yararlanılabilir. Yağlık zeytinlerin hasatı için ekipman kullanmak daha hızlı ve ekonomik bir çözümdür. Zeytinliklere ve ağaçlara zarar vermeyen çözümler üretilmelidir.

 
 

7423 defa okundu

Bir önceki yazımız olan Tahıl Çeşitleri başlıklı makalemizde Arıcılık, Arpa ve ay çiçek hakkında bilgiler verilmektedir.

Makaleler

İnsanları mısır şurubu şekeri ile aptallaştırıyorlar

Published

on

İnsanları mısır şurubu şekeri ile aptallaştırıyorlar

PANCAR ŞEKERİNİ ÖLDÜRDÜLER! TÜRK HALKINI MISIR ŞURUBU ŞEKERİ İLE APTALLAŞTIRIYORLAR..!

Türkiye’de doğal şeker olan,şeker pancarı üretimi kotaya bağlıdır.Bu kotayı her sene kademeli olarak düşürüyorlar.Bu işin arkasında “Cargill” adında,dünyanın en büyük “mısır şurubu şekeri” üretici olan şirket var.Avrupa Birliğinde, mısır şurubu şekeri kullanma sınırı toplam şeker üretimi/tüketiminin %5-10 arasındayken bu kota Türkiye’de %15’i geçmiş ve daha da arttırılması için Tarım Bakanlığı’na müthiş bir baskı vardır.

Bu şirketin Bursa-Orhaneli’nde bir fabrikası var ve Türkiye’deki ortağı da “ÜLKER” Grubu.Türkiye’de bu ürün, tüm gruplarca tüm hazır
dondurma,tatlı,şekerleme,kola ve diğer tatlı ürünlerinde kullanılıyor.
Mısır şekeri şurubu “endüstriyelleşmiş şeker” sınıfına girer ve özellikle çoçuklarda “OBEZİTENİN”, büyüklerde de “KALP VE PANKREAS”‘a bağlı hastalıkların en BÜYÜK SORUMLUSUDUR.

Sadece GDO yetmez, çocuklarımız OBEZ, bizi de hasta eden,çiftçimizin şeker üretme hakkını elinden alan ve fakirleştiren “mısır şurubu şekerine” de HAYIR demeliyiz ve bilinçlenmeliyiz.
Tehlikenin büyüklüğünü görmek ve ailenizi korumak için 2 dakika araştırma yapmanız ve bilinçlenmeniz yeterli OLACAKTIR.

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Makaleler

GDO’lu tohum ya da normal tohum 2 sini de reddediyoruz..

Published

on

GDO'lu tohum ya da normal tohum 2 sini de reddediyoruz..

Organik Tarıma da Hayır!
Şimdi çiftçiyle ilgili GDO'lu tohum ya da normal tohum, işte şimdi bir
hibrit tohum, GDO'lu tohum diye fazlaca söz edildi ki bu gerçektir. Hibrit
tohum tohumun özelleştirilmesidir arkadaşlar, GDO'lu tohum da sahip
olmaktır. Özelleştirmenin ötesinde bizatihi sahibi olmaktır artık işin.
Dolayısıyla her ikisini de reddediyoruz biz. Tabii bunu sizlere söylüyorum,
çiftçi arkadaşlarıma söylesem kahvede beni döverler. Çünkü hibrit tohumu
kullanıyor ve hatta ve hatta organik tarım yapan birçok kesim hibrit tohum
kullanır ve bunun doğru olduğuna da inanır.
Biz çiftçiler olarak organik tarıma cepheden karşıyız. Neden karşıyız, izninizle
onu da hemen kısaca anlatayım. Şimdi tabii organik tarıma karşı
olduğumuzda iyi tarıma çoktan karşıyız, o bölümü bir geçelim. Organik tarıma
neden karşıyız? Çünkü biz şirket tarımcılığına karşıyız. Bir yandan siz
kalkmışsınız kimyasal ilaç kullanmışsınız, kimyasal gübre kullanmışsınız,
işte hibrit tohum kullanıyorsunuz, bir sürü sağlıksız gıdayı üretmişsiniz,
insanlar hasta oluyor. İşte çeşitli kanser vakalarından söz ediliyor, çeşitli
hastalıklardan söz ediliyor ve ortalıkta bir panik yaratmışsınız. Hemen arkasından
dönmüşsünüz bu paniği ranta dönüştürmek istiyorsunuz, organik
tarım. Organik tarımda bir yanıyla organik tarımı kullananlar bir statü
elde ediyor, diğer yanıyla da organik tarımla birlikte gene ilaç firmaları çıkıyor
ortaya, organik ilaç, organik gübre, organik tohum, organik bilmem ne,
böyle birtakım şeylerle tekrar hayatımıza giriyor, tekrar bir egemenlik kuruyor,
tekrar yönlendiriyor, tekrar belirleyici oluyor. O yetmiyor, bir ülkede
81 tane il var, il tarım müdürlükleri var, 10 binin üzerinde elemanı var, ama
bunların organik tarım sertifikası verme yetkileri yok. 13 tane şirketin 190
tane elemanının bunu para karşılığı verme yetkisi var.
Dolayısıyla biz bunun yerine üretimden pazarlama zincirinin çiftçiler ve
tüketicilerde olacağı bir sistemi savunuyoruz ve burada da biz buna organik
tarım demiyoruz, bilge köylü tarımcılığı diyoruz. Bilge köylü tarımcılığının
temeli hayvancılıkla bitkisel üretimi bir arada yapmaktır. Zaten her ne
hikmetse bizim ülkemizde bir de böyle bir şey vardır, Tarım ve Hayvancılık
74 İstanbul Barosu Yayınları
Bakanlığı, tarım ve hayvancılık diye söz edilir. Tarımın tarifi şudur arkadaşlar,
bitkisel üretimle hayvan yetiştiriciliğinin bir arada yapıldığı işin adıdır.
Bunu birbirinden ayırdığınız andan itibaren hayvanın çıktısını bitkiye,
bitkinin çıktısını da hayvana kullanmazsınız. O kullanmadığınız alanlara
şirketler girer, size yem satar, şirketler girer gene hayatınıza size gübre satar.
Bunun yarattığı problemlerin ardından çok su kullanırsınız, çok su
kullandığınızda haşere çoğalır, haşere çoğaldığında ona ilaç atmanız lazım.
Bu sefer haşerelerin biriktiği yabani otları ortadan kaldırmak için onlara
ilaç atmaya başlarsınız ve hayatınızda hızlı bir biçimde ilaç, gübre ve tekrar
şirketlerle el ele, diz dize bir aşk yaşarsınız.
Şimdi bütün bunlardan dolayı biz bunu, bu söylediğimiz sözü elbette
böyle bir fantezi olarak söylemiyorum. Kesinkes hobislere bırakılmayacak
bir tarzdan söz ediyorum, devlet politikası, merkezi devlet politikası haline
getirilmesinin mücadelesinin verilmesi lazım. Merkezi devlet politikası haline
getirilmeyen, çeşitli hobist ilişkiler içerisinde götürülen her şey devleti
o görevlerden alıkoyan, hadi yapın canım, şu şöyle yapıyor, bu böyle yapıyor
diye örneklendirmelerle başka bir yöne doğru yönümüz değiştirilmeye
çalışılıyor. Şimdi Hocamın söz ettiği şey var, işte Sağlık Bakanlığı'ndan çağırdılar,
bilim kurulları, vesaire, giderseniz sonunuz böyle olur. Niye biliyor
musunuz arkadaşlar? Küresel kapitalizmde bir demokrasi anlayışı vardır
ve bu demokrasi bizim bildiğimiz demokrasi değildir. Bunun adı yönetişimdir,
çok kullanılır bu kelime, hemen hemen bütün hobistlerde ve STK’larda
bunu duyarsınız. Yönetişim kelimesini hemen duyarsınız ve ticaret odasında
da duyarsınız, sanayi odasında da duyarsınız, birçok yerde duyarsınız.
Yönetişim şudur arkadaşlar, üç tane ayağı sacayağının üçü, şirket, devlet,
STK. Şimdi bunların birlikte çalışmasının adı yönetişimdir. Üçü bir arada
çalışır, bu yönetişimi kurarlar. Şimdi bir STK düşünün ki devletle birlikte
çalışıyor, peki, devletin yaptığı yanlış politikayı eleştirme hakkını kaybediyor
mu, etmiyor mu? Kaybediyor.

 

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Makaleler

GDO’lu İçme Suyu

Published

on

GDO'lu İçme Suyu

GDO'lu İçme Suyu

GDO’ların insan sağlığına etkisi; şimdi biz herhangi bir et, herhangi bir
bitki yediğimiz zaman o bitkinin genetik şifresini de yiyoruz. Yani biz sürekli
beslenirken gen yiyoruz. Üretici şirketler diyor ki, sen zaten habere
gen yiyorsun, hayvan da habere gen yiyor ve insan vücudu bu genleri hazmediyor.
Doğru, adamlar haklı, biz her gün gen yemiyor muyuz, yiyoruz.
O genleri büyük abdestle aynı gen olarak mı atıyoruz? Hayır, onları sindiriyoruz
ve protein yapıtaşlarına bölünüyor ve bu insan vücudunda yeni
protein üretiminde de kullanılıyor. Doğru da püf noktası şurada, bitkideki
siyah noktacığı sağlayan proteinle gözbebeğimizdeki siyah noktayı sağlayan
protein aynı protein, dolayısıyla yüz binlerce, milyonlarca yıldır aynı
genetik özellik mevcut ve bir bitki içindeki veya hayvansal ürün içindekigen dizilimi onun algılanıp sindirilmesi açısından çok önem kazanıyor. Siz
bu dizilime, yüz binlerce yıldır, milyon yıldır var olan bu dizilime dışarıdan
müdahale ettiğiniz zaman o genin o geni bizim vücudumuzda algılayacak
reseptörler tarafından algılanmasının önüne geçmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla
artık o gen sindirilmiyor.
Münih Süt Enstitüsü Avrupa'nın en büyük süt araştırma enstitüsü,
GDO taraftarı bir enstitüdür ve Greenpeace sütlerde GDO saptandığında
çıngar çıkmıştır. Bunun üzerine GDO lobisi Münih Süt Enstitüsüne, Münih
Teknik Üniversitesi Süt Enstitüsüne “bağımsız bir araştırma” yapmasını
önermiştir. Bu araştırma sonucu sütlerde GDO yoktur sonucu çıktı, daha
başka bir sonuç da beklenemezdi, ama şapşallıklarına mı geldi nedir, bilemiyorum,
şunu da açıkladı bu araştırma. İneklerin yediği bin tane yabancı
gen varsa bunun 600’ü değişmeden dışkıyla atılıyor, aktif formuyla atılıyor.
Yani şirketlerin yıllardan beri iddia ettiği biz bu yabancı genleri sindiriyoruz
lafı lağım oldu. Ancak bu ne demek? Şimdi siz aydın, bilinçli bir Türk çiftçisi
olarak organik tarım yapıyorsunuz, organik tarımda yabancı kimyasal
gübre kullanmamak için hayvansal gübre kullanıyorsunuz. Ancak hayvan
yemi olarak yurtdışından gelmiş soya yediriyorsunuz.

O soyadan ineğin vücuduna
geçen genetik yapısı bozuk genlerin yüzde 60’ı dışkıyla aktif bir
şekilde tezekte bulunuyor ve siz o tezeği toprağınıza döküyorsunuz. Hani
GDO'lu tarım yapmıyorduk Ahmet Bey, işte GDO'lu tarım bu. Yani bugün
Türkiye'de artık GDO'lu tarım yapmıyoruz ki kamuya açık alanlarda ben de
hep GDO'lu tarım olmadığını söylüyorum. Çünkü bir GDO'lu domates veya
biber tohumu ithali yok Türkiye'ye, ama siz hayvan yemi olarak GDO'lu
ürün kullandığınız zaman ve o hayvan gübresini tarlanıza attığınız zaman
sizin tarlanız ve ürününüz artık GDO'ludur. Çünkü bu genler topraktaki
bakterilere geçiyor. O bakterilerden böceklere geçiyor, bitkilere geçiyor, oradan
içme suyuna geçiyor. Yağmur suyuyla ya derelere ya da yeraltı sularına
geçiyor. Dolayısıyla bizim Ahmet Atalık’ın da ısrarla vurguladığı gibi tüketici
bilinçlenmesi çalışmasının yanı sıra çok ciddi bir şekilde bu ürünlerin ülkemize
girmesini engelleme çalışmamız olması gerekiyor. Çünkü bu ülkeye
girdikten sonra veba gibi bir şeydir, çıkarmak artık ne yazık ki mümkün
değildir.

Peki, bizim Tarım Bakanı “Biz artık küresel bir oyuncuyuz, tek başımıza değiliz. O yüzden dünya kurallarına uymamız gerekiyor.” gibi bir lafı
vardı, “Biz herhangi bir ticareti engelleyemeyiz.” diye bir lafı vardı. Ancak
gerek Avrupa Birliği'nin Gıda Güvenliği Yasası, gerekse de Dünya Ticaret
Örgütü'nün Bitki ve Sağlık Yasası bize bu imkânı veriyor, sokmama imkânı
veriyor. Bakın, ben her ikisini okumamak için Dünya Ticaret Örgütü'nün
Sağlık ve Bitki Sağlığı Tedbirlerinin Uygulanması Hakkında Anlaşmanın 5.
maddesinin 7. fıkrasını okumak istiyorum. “Yeterli bilimsel kanıtın olmadığı
durumlarda bir üye ülke uluslararası örgütlerden ve diğer üye ülkelerin aldığı
sağlık ve bitki sağlığı tedbirlerinden elde edilenler de dahil olmak üzere
mevcut verilere dayanarak geçici olarak sağlık ve bitki sağlığı tedbirleri alabilir.
Böyle bir durumda üye ülke daha objektif bir risk değerlendirmesi için
gerekli ek bilgiyi sağlamalı ve buna göre sağlık ve bitki sağlığı tedbirlerini
uygun bir süre içinde gözden geçirmeli.” Avrupa Birliği yasası buna ilave
olarak şunu söylüyor, “Sizin koymuş olduğunuz engeller uluslararası ticareti
engellemeye yönelik haksız bir unsur taşıyacak boyuta gelmemeli.” Yani siz
sağlık riski görüyorsanız bu gerçekten sağlık riski dolayısıyla bir engelleme
olsun, rekabet gerekçesiyle olmasın.

 


Türkiye'nin En Güvenilir Gıda, Tarım ve Hayvancılık Kanalı Ziraat Televizyonu

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Trend Konular