Connect with us

Makaleler

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı: Satılık Çiftlikler Ülkesi Türkiye

Published

on

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı: Satılık Çiftlikler Ülkesi Türkiye

Tüketiciler et ve süt gibi besinleri pahalıya alıyorlar ve şikayet ediyorlar. İşin üretim açısından nedeni ise yeterince bilinmez. Açıklamaya çalışayım.

Yıllardır “Çokuluslu gıda ve tarım şirketleri, tarımda şirket tarımcılığını ve sözleşmeli tarım modelini sahneye koyuyorlar.Bu modelle bir yandan endüstriyel tohum,damızlık hayvan , ilaç ve kimyasal gübre gibi girdilere sürekli pazar yaratmak, bir yandan da kendilerine bağlanan büyük tarımsal işletmelerin ürünlerini işleyip pazarlamak istiyorlar. Bu şekilde, dünyada gıda egemenliklerini pekiştirecekler.

Sahneye konulan bu oyun ,çok uluslu şirketlerin gelişmekte olan ülkeleri toplumsal ve siyasal açıdan kolaylıkla denetlenmelerine de olanak sağlayacak.

Şirket tarımcılığı Türkiye’nin de yapısal özelliklerine uygun değil.Özelikle,verilen kredilerin cazibesine kapılarak bu işe girecekler zor durumda kalacaklar.Türkiye çiftlik mezarlığı olacak”diye yazıyorum.

Bu bağlamda sayısız uyarılar yapıldı. Bununla birlikte,yeni-liberal politikalarla işletmelerin büyük bir çoğunluğunu oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmeler yerine,şirket tarımcılığı olağanüstü desteklerle özendirildi.

DEV SIĞIRCILIK İŞLETMELERİ NASIL SATILIK OLDU?

Bakınız hayvancılıkta ne oldu? 2010 sonundan itibaren dev sığırcılık işletmelerinin kurulması için“sıfır faizli” 3 milyar liralık kredi kullandırıldı.

Sıfır faizli krediyi alanlar, iç piyasada hayvan bulamadılar ve ithalat yönünde baskı yaptılar.İthalatçı çok sayıda firma kuruldu ve durumdan ithalat lobicileri karlı çıktılar. Aslında asıl karı ,ellerinde stok sığır bulunan AB/ABD’deki ihracatçı firmalar elde ettiler. Çünkü stok sığırlar sorun durumuna gelmişti.

Çiftlikleri kuranlar bir süre sonra hayal kırıklığına uğradılar.Çünkü, yem dahil girdi fiyatlarında olağanüstü yükseliş oldu, buna karşılık süt fiyatları süt tekelleri tarafından belirlendiğinden aynı şekilde artmadı. Üstelik kimi zamanlar dışarıdan süt tozu ithaline olanak sağlanınca süt fiyatları daha da düşürüldü.Buna krediye özenen,ancak sektörden bihaber girişimcilerin deneysizlikleri de eklenince , çok sayıda işletme kapanma noktasına geldi. Buna karşılık köylü işletmelerinin hayvan sayıları azalmakla birlikte, varlıklarını devam ettirildiği gözlemlendi.

Bunlar benim tespitlerim.Benzer tespitleri,sayısız ithalatçı firmalardan biri de söyledi.Gazetelere yansıyan bir habere göre 7 bin kadar damızlık düvenin ithalatını yapan Ankara merkezli Agroplus Şirketi’nin yetkilisi “Birçok çiftlikteki durum içler acısı. Sektörel iflas yaşanabilir.Bize,30’a yakın işletme, çiftliğini satmak için başvuruda bulundu. Avrupalı firmalar ile temastayız. Aldığımız çiftliklerde onlarla da ortaklık yapabiliriz. Türkiye bu konuda önemli bir üs olarak görülüyor. Irak ve Körfez ülkelerine hayvan satışı için değerlendirilebilmek isteniyor.”şeklinde açıklamada bulundu.

DOĞRU MODEL NE?

Öngörülerimin doğrulanmasını istemezdim.Ancak hayvancılıkta ,tarımın diğer dallarında olduğu gibi sahneye konulan model,Türkiye’nin hayrına çıkmadı. Burada iki önemli nokta ile doğru modelin ne olduğunu ifade edelim.

Gelişmekte olan ülkelerde emek daha bol, dolayısıyla fırsat maliyeti daha düşük olmasına ek olarak toprak ve sermayede daha düşük maliyetlidir. Bu nedenle küçük ve orta ölçekli işletmeler daha yüksek bir toplam verimliliğe sahip olmaktadırlar. Bu işletmelerin ölçek büyüklüğünden kaynaklanan sorunları ise , kamu yatırım ve hizmetlerinin sağlanması ve kooperatifleşme ile aşılabilir. Türkiye gibi ülkelerde de, anılan işletmelerin toplumsal yanı da vardır. İşin bu yanı ihmal edildiği için kırsal kesimde işsizlik ve yoksulluk artmaktadır.
Türkiye hayvancığında sığır yetiştiriciliğinin öne çıkarılması, her bölgemiz için uygun değildir. Nedeni basit olarak şöyle cevaplandırılabilir; Ülkemiz yarı-tropik bir kuşakta. Bunun sonucu meralarımız kısa boylu, zayıf ve seyrek otlardan oluşuyor. Böylesi ekolojik ortamlar için koyun ve keçi daha uygun bir özellik gösterir. Bununla birlikte koyun ve keçinin ihmal edilmesi sayılarında büyük düşüşleri ve bu bağlamda kırmızı et yetersizliğini ortaya çıkarmıştır.

Bir önceki yazımız olan Tahıl Çeşitleri başlıklı makalemizde Arıcılık, Arpa ve ay çiçek hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Makaleler

İnsanları mısır şurubu şekeri ile aptallaştırıyorlar

Published

on

İnsanları mısır şurubu şekeri ile aptallaştırıyorlar

PANCAR ŞEKERİNİ ÖLDÜRDÜLER! TÜRK HALKINI MISIR ŞURUBU ŞEKERİ İLE APTALLAŞTIRIYORLAR..!

Türkiye’de doğal şeker olan,şeker pancarı üretimi kotaya bağlıdır.Bu kotayı her sene kademeli olarak düşürüyorlar.Bu işin arkasında “Cargill” adında,dünyanın en büyük “mısır şurubu şekeri” üretici olan şirket var.Avrupa Birliğinde, mısır şurubu şekeri kullanma sınırı toplam şeker üretimi/tüketiminin %5-10 arasındayken bu kota Türkiye’de %15’i geçmiş ve daha da arttırılması için Tarım Bakanlığı’na müthiş bir baskı vardır.

Bu şirketin Bursa-Orhaneli’nde bir fabrikası var ve Türkiye’deki ortağı da “ÜLKER” Grubu.Türkiye’de bu ürün, tüm gruplarca tüm hazır
dondurma,tatlı,şekerleme,kola ve diğer tatlı ürünlerinde kullanılıyor.
Mısır şekeri şurubu “endüstriyelleşmiş şeker” sınıfına girer ve özellikle çoçuklarda “OBEZİTENİN”, büyüklerde de “KALP VE PANKREAS”‘a bağlı hastalıkların en BÜYÜK SORUMLUSUDUR.

Sadece GDO yetmez, çocuklarımız OBEZ, bizi de hasta eden,çiftçimizin şeker üretme hakkını elinden alan ve fakirleştiren “mısır şurubu şekerine” de HAYIR demeliyiz ve bilinçlenmeliyiz.
Tehlikenin büyüklüğünü görmek ve ailenizi korumak için 2 dakika araştırma yapmanız ve bilinçlenmeniz yeterli OLACAKTIR.

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Makaleler

GDO’lu tohum ya da normal tohum 2 sini de reddediyoruz..

Published

on

GDO'lu tohum ya da normal tohum 2 sini de reddediyoruz..

Organik Tarıma da Hayır!
Şimdi çiftçiyle ilgili GDO'lu tohum ya da normal tohum, işte şimdi bir
hibrit tohum, GDO'lu tohum diye fazlaca söz edildi ki bu gerçektir. Hibrit
tohum tohumun özelleştirilmesidir arkadaşlar, GDO'lu tohum da sahip
olmaktır. Özelleştirmenin ötesinde bizatihi sahibi olmaktır artık işin.
Dolayısıyla her ikisini de reddediyoruz biz. Tabii bunu sizlere söylüyorum,
çiftçi arkadaşlarıma söylesem kahvede beni döverler. Çünkü hibrit tohumu
kullanıyor ve hatta ve hatta organik tarım yapan birçok kesim hibrit tohum
kullanır ve bunun doğru olduğuna da inanır.
Biz çiftçiler olarak organik tarıma cepheden karşıyız. Neden karşıyız, izninizle
onu da hemen kısaca anlatayım. Şimdi tabii organik tarıma karşı
olduğumuzda iyi tarıma çoktan karşıyız, o bölümü bir geçelim. Organik tarıma
neden karşıyız? Çünkü biz şirket tarımcılığına karşıyız. Bir yandan siz
kalkmışsınız kimyasal ilaç kullanmışsınız, kimyasal gübre kullanmışsınız,
işte hibrit tohum kullanıyorsunuz, bir sürü sağlıksız gıdayı üretmişsiniz,
insanlar hasta oluyor. İşte çeşitli kanser vakalarından söz ediliyor, çeşitli
hastalıklardan söz ediliyor ve ortalıkta bir panik yaratmışsınız. Hemen arkasından
dönmüşsünüz bu paniği ranta dönüştürmek istiyorsunuz, organik
tarım. Organik tarımda bir yanıyla organik tarımı kullananlar bir statü
elde ediyor, diğer yanıyla da organik tarımla birlikte gene ilaç firmaları çıkıyor
ortaya, organik ilaç, organik gübre, organik tohum, organik bilmem ne,
böyle birtakım şeylerle tekrar hayatımıza giriyor, tekrar bir egemenlik kuruyor,
tekrar yönlendiriyor, tekrar belirleyici oluyor. O yetmiyor, bir ülkede
81 tane il var, il tarım müdürlükleri var, 10 binin üzerinde elemanı var, ama
bunların organik tarım sertifikası verme yetkileri yok. 13 tane şirketin 190
tane elemanının bunu para karşılığı verme yetkisi var.
Dolayısıyla biz bunun yerine üretimden pazarlama zincirinin çiftçiler ve
tüketicilerde olacağı bir sistemi savunuyoruz ve burada da biz buna organik
tarım demiyoruz, bilge köylü tarımcılığı diyoruz. Bilge köylü tarımcılığının
temeli hayvancılıkla bitkisel üretimi bir arada yapmaktır. Zaten her ne
hikmetse bizim ülkemizde bir de böyle bir şey vardır, Tarım ve Hayvancılık
74 İstanbul Barosu Yayınları
Bakanlığı, tarım ve hayvancılık diye söz edilir. Tarımın tarifi şudur arkadaşlar,
bitkisel üretimle hayvan yetiştiriciliğinin bir arada yapıldığı işin adıdır.
Bunu birbirinden ayırdığınız andan itibaren hayvanın çıktısını bitkiye,
bitkinin çıktısını da hayvana kullanmazsınız. O kullanmadığınız alanlara
şirketler girer, size yem satar, şirketler girer gene hayatınıza size gübre satar.
Bunun yarattığı problemlerin ardından çok su kullanırsınız, çok su
kullandığınızda haşere çoğalır, haşere çoğaldığında ona ilaç atmanız lazım.
Bu sefer haşerelerin biriktiği yabani otları ortadan kaldırmak için onlara
ilaç atmaya başlarsınız ve hayatınızda hızlı bir biçimde ilaç, gübre ve tekrar
şirketlerle el ele, diz dize bir aşk yaşarsınız.
Şimdi bütün bunlardan dolayı biz bunu, bu söylediğimiz sözü elbette
böyle bir fantezi olarak söylemiyorum. Kesinkes hobislere bırakılmayacak
bir tarzdan söz ediyorum, devlet politikası, merkezi devlet politikası haline
getirilmesinin mücadelesinin verilmesi lazım. Merkezi devlet politikası haline
getirilmeyen, çeşitli hobist ilişkiler içerisinde götürülen her şey devleti
o görevlerden alıkoyan, hadi yapın canım, şu şöyle yapıyor, bu böyle yapıyor
diye örneklendirmelerle başka bir yöne doğru yönümüz değiştirilmeye
çalışılıyor. Şimdi Hocamın söz ettiği şey var, işte Sağlık Bakanlığı'ndan çağırdılar,
bilim kurulları, vesaire, giderseniz sonunuz böyle olur. Niye biliyor
musunuz arkadaşlar? Küresel kapitalizmde bir demokrasi anlayışı vardır
ve bu demokrasi bizim bildiğimiz demokrasi değildir. Bunun adı yönetişimdir,
çok kullanılır bu kelime, hemen hemen bütün hobistlerde ve STK’larda
bunu duyarsınız. Yönetişim kelimesini hemen duyarsınız ve ticaret odasında
da duyarsınız, sanayi odasında da duyarsınız, birçok yerde duyarsınız.
Yönetişim şudur arkadaşlar, üç tane ayağı sacayağının üçü, şirket, devlet,
STK. Şimdi bunların birlikte çalışmasının adı yönetişimdir. Üçü bir arada
çalışır, bu yönetişimi kurarlar. Şimdi bir STK düşünün ki devletle birlikte
çalışıyor, peki, devletin yaptığı yanlış politikayı eleştirme hakkını kaybediyor
mu, etmiyor mu? Kaybediyor.

 

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Makaleler

GDO’lu İçme Suyu

Published

on

GDO'lu İçme Suyu

GDO'lu İçme Suyu

GDO’ların insan sağlığına etkisi; şimdi biz herhangi bir et, herhangi bir
bitki yediğimiz zaman o bitkinin genetik şifresini de yiyoruz. Yani biz sürekli
beslenirken gen yiyoruz. Üretici şirketler diyor ki, sen zaten habere
gen yiyorsun, hayvan da habere gen yiyor ve insan vücudu bu genleri hazmediyor.
Doğru, adamlar haklı, biz her gün gen yemiyor muyuz, yiyoruz.
O genleri büyük abdestle aynı gen olarak mı atıyoruz? Hayır, onları sindiriyoruz
ve protein yapıtaşlarına bölünüyor ve bu insan vücudunda yeni
protein üretiminde de kullanılıyor. Doğru da püf noktası şurada, bitkideki
siyah noktacığı sağlayan proteinle gözbebeğimizdeki siyah noktayı sağlayan
protein aynı protein, dolayısıyla yüz binlerce, milyonlarca yıldır aynı
genetik özellik mevcut ve bir bitki içindeki veya hayvansal ürün içindekigen dizilimi onun algılanıp sindirilmesi açısından çok önem kazanıyor. Siz
bu dizilime, yüz binlerce yıldır, milyon yıldır var olan bu dizilime dışarıdan
müdahale ettiğiniz zaman o genin o geni bizim vücudumuzda algılayacak
reseptörler tarafından algılanmasının önüne geçmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla
artık o gen sindirilmiyor.
Münih Süt Enstitüsü Avrupa'nın en büyük süt araştırma enstitüsü,
GDO taraftarı bir enstitüdür ve Greenpeace sütlerde GDO saptandığında
çıngar çıkmıştır. Bunun üzerine GDO lobisi Münih Süt Enstitüsüne, Münih
Teknik Üniversitesi Süt Enstitüsüne “bağımsız bir araştırma” yapmasını
önermiştir. Bu araştırma sonucu sütlerde GDO yoktur sonucu çıktı, daha
başka bir sonuç da beklenemezdi, ama şapşallıklarına mı geldi nedir, bilemiyorum,
şunu da açıkladı bu araştırma. İneklerin yediği bin tane yabancı
gen varsa bunun 600’ü değişmeden dışkıyla atılıyor, aktif formuyla atılıyor.
Yani şirketlerin yıllardan beri iddia ettiği biz bu yabancı genleri sindiriyoruz
lafı lağım oldu. Ancak bu ne demek? Şimdi siz aydın, bilinçli bir Türk çiftçisi
olarak organik tarım yapıyorsunuz, organik tarımda yabancı kimyasal
gübre kullanmamak için hayvansal gübre kullanıyorsunuz. Ancak hayvan
yemi olarak yurtdışından gelmiş soya yediriyorsunuz.

O soyadan ineğin vücuduna
geçen genetik yapısı bozuk genlerin yüzde 60’ı dışkıyla aktif bir
şekilde tezekte bulunuyor ve siz o tezeği toprağınıza döküyorsunuz. Hani
GDO'lu tarım yapmıyorduk Ahmet Bey, işte GDO'lu tarım bu. Yani bugün
Türkiye'de artık GDO'lu tarım yapmıyoruz ki kamuya açık alanlarda ben de
hep GDO'lu tarım olmadığını söylüyorum. Çünkü bir GDO'lu domates veya
biber tohumu ithali yok Türkiye'ye, ama siz hayvan yemi olarak GDO'lu
ürün kullandığınız zaman ve o hayvan gübresini tarlanıza attığınız zaman
sizin tarlanız ve ürününüz artık GDO'ludur. Çünkü bu genler topraktaki
bakterilere geçiyor. O bakterilerden böceklere geçiyor, bitkilere geçiyor, oradan
içme suyuna geçiyor. Yağmur suyuyla ya derelere ya da yeraltı sularına
geçiyor. Dolayısıyla bizim Ahmet Atalık’ın da ısrarla vurguladığı gibi tüketici
bilinçlenmesi çalışmasının yanı sıra çok ciddi bir şekilde bu ürünlerin ülkemize
girmesini engelleme çalışmamız olması gerekiyor. Çünkü bu ülkeye
girdikten sonra veba gibi bir şeydir, çıkarmak artık ne yazık ki mümkün
değildir.

Peki, bizim Tarım Bakanı “Biz artık küresel bir oyuncuyuz, tek başımıza değiliz. O yüzden dünya kurallarına uymamız gerekiyor.” gibi bir lafı
vardı, “Biz herhangi bir ticareti engelleyemeyiz.” diye bir lafı vardı. Ancak
gerek Avrupa Birliği'nin Gıda Güvenliği Yasası, gerekse de Dünya Ticaret
Örgütü'nün Bitki ve Sağlık Yasası bize bu imkânı veriyor, sokmama imkânı
veriyor. Bakın, ben her ikisini okumamak için Dünya Ticaret Örgütü'nün
Sağlık ve Bitki Sağlığı Tedbirlerinin Uygulanması Hakkında Anlaşmanın 5.
maddesinin 7. fıkrasını okumak istiyorum. “Yeterli bilimsel kanıtın olmadığı
durumlarda bir üye ülke uluslararası örgütlerden ve diğer üye ülkelerin aldığı
sağlık ve bitki sağlığı tedbirlerinden elde edilenler de dahil olmak üzere
mevcut verilere dayanarak geçici olarak sağlık ve bitki sağlığı tedbirleri alabilir.
Böyle bir durumda üye ülke daha objektif bir risk değerlendirmesi için
gerekli ek bilgiyi sağlamalı ve buna göre sağlık ve bitki sağlığı tedbirlerini
uygun bir süre içinde gözden geçirmeli.” Avrupa Birliği yasası buna ilave
olarak şunu söylüyor, “Sizin koymuş olduğunuz engeller uluslararası ticareti
engellemeye yönelik haksız bir unsur taşıyacak boyuta gelmemeli.” Yani siz
sağlık riski görüyorsanız bu gerçekten sağlık riski dolayısıyla bir engelleme
olsun, rekabet gerekçesiyle olmasın.

 


Türkiye'nin En Güvenilir Gıda, Tarım ve Hayvancılık Kanalı Ziraat Televizyonu

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Trend Konular