Connect with us

Makaleler

Prof. Dr. Ruhsar Yanmaz – Sebzelerde Meyve Tutumunu Artırıcı İşlemler

Published

on

Prof. Dr. Ruhsar Yanmaz - Sebzelerde Meyve Tutumunu Artırıcı İşlemler

Sebzelerin yaşamlarını devam ettirebilmeleri için meyve ve tohum vermeleri gerekir. Meyve ve tohum tutumu meyvesi tüketilen domates, biber, patlıcan, hıyar, kabak, kavun karpuz, fasulye, bezelye, bakla, bamya benzeri türler için ne kadar önemli ise; yaprakları, kökleri, gövde ve soğanları tüketilen sebze türleri için de o kadar önemlidir. Meyvesi tüketilen sebze türlerini üreten üreticiler için yüksek meyve tutumu yüksek meyve verimi ve yüksek gelir demektir. Olaya tohum üreticileri tarafından bakarsanız, onlar için de tohum veriminin yüksek olması önemlidir. 
Sebze türlerinin çoğunda iyi bir meyve tutumunun ilk koşulu sağlam bitkilerle üretime başlamaktır. Hastalıksız, organları iyi gelişmiş bitkilerle üretime başlamak demek, elinizdeki bitkilerin sağlıklı generatif organlar (çiçek, meyve, tohum) oluşturacağının ilk göstergesidir.
Sebze türleri ekim sonrası yetiştirilen türe özgü sayıda yaprak oluşturduktan sonra yaprak gelişmesini yavaşlatıp, çiçek organlarını oluşturmaya başlarlar. Çiçeklerin ortaya çıkması ile bitki yeni bir gelişme dönemine geçmiştir. Bu aşamaya geçen sebzeler meyve tutma şansına da sahip olurlar.

1. Meyve nasıl meydana gelir?

Meyvenin meydana gelebilmesi için;
Çiçek organları oluşmalı: Meyve tutumu için ilk koşul bitkide çiçek organlarının tam olarak oluşmasıdır. Özellikle dişi ve erkek organların sağlıklı olması gerekir. Erkek organlar döllenme için gerekli çiçek tozlarını, dişi organ ise yumurta hücrelerini üretir Yumurta hücreleri yumurtalık dediğimiz ve ileride meyveyi oluşturacak kesenin içinde bulunur.
Tozlanma olmalı: Normal koşullarda çiçek tozu ve yumurta hücreleri farklı bölünme aşamalarından sonra dölleme ve döllenme olgunluğuna ulaşır. Tohum ve meyvenin oluşabilmesi için çiçek tozlarının dişicik tepesine taşınması gerekir. Bu işi sebze türlerinde doğal yollarla böcek, arı ve rüzgâr yapar. Tozlanmada en etkili olan canlılar arılardır. Arı çiçekleri bal özü almak için ziyaret eder. Yani tozlanmayı yapayım diye bir amacı yoktur. Çiçeklerin en dip kısmında bulunan bal özü keselerine ulaşırken, olgunlaşmış Çiçek tozu keselerinin patlaması ile açığa çıkmış olan çiçek tozları kanatlarına ve vücuduna yapışır. Böylece arı çiçekten çiçeğe koşarken tozlama işini de yapmış olur.
Döllenme olmalı: Çiçek tozlarının dişicik tepesinin üzerine taşınmasıyla tozlaşma veya tozlanma olayı tamamlanmış olur. Bundan sonraki aşamada bu çiçek tozlarının dişicik tepesi üzerinde çimlenmesi ve yumurtalığa ulaşması gerekir. Bu aşamada meydana gelen her türlü olumsuzluk meyve tutumunu engeller. Çiçek tozları canlı değilse, canlı olsa bile çimlenme gücü düşükse, dişicik tepesine yeterli sayıda çiçek tozu gelmemişse meyve tutumunda sorun yaşanır. (Şekil ). Döllenme dişicik tepesi üzerinde çimlenen çiçek tozlarının yumurtalık içindeki yumurta hücrelerini döllemesi ile son bulur. Tozlanma ile dişicik tepesinin üzerine binlerce çiçek tozu gelir. Ancak bunlardan yumurtalığın içine girip, yumurta hücresini dölleyebilenler başarılı olur. Yumurta hücreleri ileride bitkinin tohumlarını oluşturur. Bu durumda bir domates meyvesinde 150 tane tohum meydana gelmişse bunun anlamı, dişicik tepesinde çimlenerek yumurtalığa giren 150 çiçek tozu dölleme yapabilmiş demektir. Diğer bir bakış açısıyla bir domates, biber veya kabak meyvesinde az sayıda tohum meydana gelmişse ve meyve şekilsizse, bunun anlamı  yeterli tozlanma ve döllenmenin olmadığı şeklinde yorumlanmalıdır (ŞEKİL).

2. Döllenme olmadan meyve tutumu olur mu?

Normal koşullarda meyve tutumu için döllenme gereklidir. Döllenme olmadan meyve tutumu olsa da meyveler ya çok küçük kalır, ya şekilsiz olur ya da bir süre sonra meyve dökülür. Partenokarpi dediğimiz bu olayda çiçek tozu dişicik tepesinde çimlenir ve yumurtalığa kadar ulaşır, ancak yumurta hücresini dölleyemez veya yumurtalığın kendisi ya da yumurtalık içinde gelişir. Örneğin biber meyvesinin içinde veya dışında oluşan tohumsuz meyveler partenokarpi sonucunda oluşur. Yine domateslerde küçük tohumsuz meyve oluşumu da partenokarpi sonucunda meydana gelir. Üreticiler arasında biberlerde takoz meyve olarak nitelendirilen v ve içinde tohum olmayan meyveler de partenokarp olarak meydana gelmiştir. Partenokarpiye eğilim genetik faktörlere bağlıdır. Domates, patlıcan ve hıyarları partenokarpiye eğilimli türlere örnek olarak gösterebiliriz. Partenokarpi meyvesi yenen türlerde istenmeyen bir durumdur. Tohum üreticileri açısından ise hiç istenmeyen bir durumdur. Çünkü hedef tohum elde etmektir.

3. Döllenme neden meydana gelmez?, Meyve tutumunda neden sorun yaşanır ?
Çiçekler sağlam, çiçek tozu var, dişi organ sağlam, arı faaliyeti var ama yine de meyve tutumu olmuyorsa bunun nedenlerini 2 ana grupta inceleyebiliriz.
1. Çiçeklerle ilgili faktörler:
Yukarıda da belirtildiği gibi meyvenin oluşması için çiçek organları ve döllenmenin olması gerekir. Çiçek ve çiçek organları ile yaşanan sorunlar meyve tutumunu ve meyvenin kalitesini etkiler. Aşağıdaki nedenlerle meyve tutumunda sıkıntı yaşanır.
Çiçek tozu yeterli değildir veya canlı değildir. Örtü altı tarımında karşılaşılan sorunlardan birisi de çiçek tozu varlığına karşılık, çiçek tozlarının canlılığının düşük olmasıdır. Çiçek tozu canlılığının düşük olmasında sıcaklık etkilidir. Özellikle çiçeklenme dönemindeki düşük gece sıcaklıkları çiçek tozu canlılığını azaltır.
Dişi organ çiçek tozu kabul edecek olgunlukta değildir. Bazı sebze türlerinde (lahanagiller, turp, şalgam) dişi organ çiçek tozlarından daha önce çiçek tozu kabul etme olgunluğuna ulaşır. Bazı türlerde ise (havuç, kereviz) erkek organdaki çiçek tozları erken olgunlaşır. Her iki durumda da çiçek tozları dişicik tepesine konsa bile döllenme meydana gelmez. Bu türlerde aynı bitkinin başka çiçeklerinden gelen çiçek tozları ile tozlanma sağlanır. Uzun süreli kendine tozlanma durumunda meyve ve tohum verimi ve canlılığı düşer.
Çiçek tozu ile dişi organ arasındaki uyuşmazlık: Bazı sebze türlerinde aynı çiçekten gelen çiçek tozları dişi organın tepeciğine gelir ama çimlenemez (Lahana grubu sebze türleri). Buna karşılık aynı çiçek tozu bir başka çiçekteki dişi organın tepeciğine konduğunda çimlenebilir. Uyuşmazlık çiçek tozları ile diş organın tepeciği, dişicik borusu veya yumurtanın döllenmesi sırasında ortaya çıkabilir.
Erkek organ kısırlığı: Bazı sebze türlerinde (havuç, soğan, pırasa, domates) erkek çiçek tozları dölleme kabiliyetinde olmayabilir. Yani kısırdır. Bu durumda çiçek tozu sayısı yeterli olsa da çiçek tozları kısır olduğundan meyve tutumu olmayacaktır. Erkek kısır çeşitlerde meyve ve tohum tutumu için bir baba çeşit kullanılması şarttır. Doğal olarak dişi organı olmayan çiçeklerden meyve alınamaz.

2. İklim faktörleri:
Meyve tutumu üzerindeki en önemli faktör sıcaklıktır. Sebze türlerinin meyve tutum sıcaklıkları türlere göre değişmekle birlikte çiçeklenme döneminde sıcaklığın 15-25 0 C civarında olmasını isterler. Bu sıcaklıklar bitkinin sağlıklı yapraklar, çiçekler meydana getirmesi ve meyvelerinin olgunlaşması için gereklidir. Belirtilen sıcaklıklar tozlanmada görev alan arı ve böceklerin rahat çalışabilmeleri için de gerekli sıcaklıklardır. Sıcaklığın optimum sınırların altına düşmesi (100C ve altı) veya üzerine çıkması ile (300 C ve üstü) canlı çiçek tozu miktarı düşer, dişi organın gelişmesi geriler, yüksek sıcaklıklarda dişicik tepesi kurur, çiçek tozu çimlenemez ve dolayısıyla döllenme olmaz. Sonuçta çiçek dökümü, partenokarp meyve oluşumu ve meyve dökümleri artar.
Sıcaklığın kabakgil türlerindeki etkisi ise cinsiyet görünümü ile ilgilidir. Kabakgil türlerinde çiçek yapısı monocious yani çift evciklidir. Bir bitkinin üzerinde erkek ve dişi çiçekler bir arada ama farklı yerlerde bulunur. Doğal olarak diş çiçeklerden meyve alındığı için erkek çiçek sayısının azaltılması gerekir. Yüksek sıcaklıklar erkek çiçek sayısını artırarak meyve verimini düşürür. Buna karşılık düşük sıcaklıklar da dişi çiçek sayısını artırıcı etkide bulunur.  Günümüzde hıyarlarda % 100 dişi çiçek veren çeşitler kullanılmaktadır. Kabaklarda ise diş çiçek sayısını artırmak amacıyla BGD kullanılmaktadır.

İkinci derecede önemli iklim faktörü nemdir. Yüksek nem çiçek tozlarının çiçekten çiçeğe taşınmasını engeller. Düşük nem ise özellikle yaz aylarında dişicik tepesi ve çiçek tozlarının kurumasına neden olarak meyve tutumunu olumsuz etkiler.
Aşırı rüzgâr, hava hareketi çiçek tozu hareketlerini ve böcek faaliyetini engelleyen diğer faktörlerdir. Ayrıca çiçeklerde zarar yapan hastalık ve zararlılar da  döllenmeyi dolaylı olarak olumsuz yönde etkilerler.

4. Meyve tutumunu nasıl artırabiliriz?

Sebze yetiştiriciliğinde meyve tutumu sorunları en fazla örtüaltı yetiştiriciliğinde yaşanmaktadır. Bununla birlikte ülkemizde yüksek sıcaklık nedeniyle fasulye, kabak, kavun, karpuz yetiştiriciliğinde de sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Bu sorunları bazı önlemler alarak en aza indirebiliriz:
Seralarda ısıtma ve havalandırma: Örtüaltı tarımı ister cam, ister plastik seralarda veya yüksek tünellerde yapılsın sıcaklığın çiçeklenme döneminde düşük olduğu zamanlarda ısıtma yapmak gerekir. Isıtma yapılmayan soğuk seralarda ister arı kolonisi salınması, ister yapılan büyümeyi düzenleyici uygulamaları etkili olmayacaktır. Kış aylarında seralarda sıcaklığı sera içerisine hapsetmek amacıyla üreticilerin havalandırmadan kaçındıkları görülmektedir. Havalandırma yapılmayan seralarda hava nemi yükselmekte, aşırı nem yoğunlaşarak sera ortamının nemini %80’lere ulaştırmaktadır.  Bu durumda çiçek tozlarının hareketi engellenmekte ve dişicik tepesine ulaşması mümkün olmamakta ve meyve tutumunda sıkıntı yaşanmaktadır. Oysa seraların ısıtılması ile hava nemi azalacağından sera içinde hava hareketi olur. Bu sorun ülkemizde kurulu eski seralarda hala bir sorun olarak devam etmektedir. Ancak modern seraların kurulması ile soruna büyük ölçüde çözüm getirilmiştir.
Çiçek tozlarının dişicik tepesine ulaştırılması: Örtüaltı yetiştiriciliğinde çiçek tozlarının dişicik tepesine ulaşamaması tozlanmayı ve döllenmeyi engeller.  Çiçek tozlarının taşınmasını hızlandırma için seralara veya tarlalara arı kovanı koyma, seralarda bitkilerin sardırıldığı iplerin sallanması, vibratör kullanma, ısıtma ve havalandırma yoluyla nemin düşürülmesi başvurulabilecek yollardandır. Ancak unutulmaması gereken çiçek tozu canlı değilse yapılacak hiçbir uygulamanın etkili olmayacağıdır. Örneğin son yıllarda seralarda domates, biber yetiştiriciliğinde bombus arıları kullanılmaktadır. Bombus arıları, bal arılarına göre daha düşük sıcaklıklarda ve ışık yoğunluğunda çalışabilirler. Örneğin bombuslar 4-5 o C' nin üzerindeki sıcaklıklarda bal arıları ise 18-24 0 C’de aktif olurlar. Dilleri bal arısına göre daha uzun olduğundan ve ağır oldukları için çiçeği daha iyi sallayabilirler. Bombus arıları bir uçuşta 400 domates çiçeğinde tozlaşma yapabilir, 1 dakikada 10-20 çiçeği ziyaret edebilir. Bu nedenlerle seralardaki kullanımı artmaktadır. 1-2 da alan için 50-60 işçili bir kovan konulması yeterlidir . Kovanların 4-6 haftada bir değiştirilmesi gerekir.
Arı kovanları açıkta sebze yetiştiriciliğinde ve sebze tohumu üretiminde arı faaliyetinin yeterli olmadığı durumlarda verimi artırmaktadır. Hatta ekstra olarak özellikle tohum üretimi yapılan tarlalara arı kovanı konularak hem meyve verimini hem de tohum verimini artırmak mümkündür. Kovanların çiçeklenme başlamadan önce gerekli yerlere yerleştirilmesi gerekir. Uygulamada arıların tozlanmaya yardımcı olurken  özellikle virus hastalıklarının bitkiden bitkiye taşınmasına neden olabileceği de unutulmamalıdır. Bu nedenle özellikle tohum üretim alanlarında kullanırken dikkatli olunmalıdır. Arı faaliyetini engellememek için tarımsal ilaçlama yaparken dikkatli olunmalı ve ilaçlamaların akşam saatlerinde yapılması gerekir.
Bitki gelişmesini düzenleyici madde kullanımı: Sıcaklığın düşük veya yüksek olduğu durumlarda meyve tutumunu teşvik etmek amacıyla bitki büyümesini düzenleyen hormon yapılı yapay kimyasallardan yararlanmak mümkündür. Aslında hormonlar bitkinin bünyesinde doğal olarak bulunan ve farklı gelişme dönemlerinde etkili olan bileşiklerdir. Hormonlar tohumda çimlenmenin hızlandırılması veya geciktirilmesi, köklenme oranının artırılması, bitki boyunun artırılması veya baskı altına alınması, çiçeklenmenin veya meyve tutumunun uyarılması veya geciktirilmesi, meyvede olgunlaşmanın uyarılması veya geciktirilmesi, yumrulu sebzelerde filizlenmenin engellenmesi açısından önem taşırlar. Hormon yapısındaki sentetik veya yapay kimyasallara ise bitki gelişmesini düzenleyici (BGD) adı verilmektedir. Dolayısıyla hormon bitki bünyesinde doğal olarak bulunur. BGD’ler ise hormonların bileşimine yakın yapay kimyasallardır. Ancak halkımız arasında yanlış olarak hormon adı yerleşmiştir. BGD daha geniş kapsamlıdır. Hormon yapısında olmayan ama bitki gelişmesini düzenleyici olarak kullanılabilecek pek çok madde vardır.
Pek çok kişi yanlış olarak büyümeyi düzenleyicilerin döllenmeye yardım ederek meyve tutumunu sağladığını belirtmektedir. Oysa meyve tutumu için kullanılan oksin yapılı BGD’ler partenokarp olarak meydana gelmiş meyvelerin irileştirilmesinde etkili olmaktadır. Büyümeyi düzenleyici kullanılmadığında, tohum oluşmadığı için meyveler küçük kalmakta ve daha sonra dökülmektedir. Meyvede tohumun gelişmesi sırasında salgılanan oksin yapılı hormonların miktarı artmaktadır. Dolayısıyla domateslerde tohumla birlikte tohumları çevreleyen jelimsi madde üretimi artmaktadır. Hatalı BGD uygulanmış domateslerdeki şekil bozuklukları ve kof meyveler yeterli oksin üretilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Bugünkü koşullarda Dünya’da ve ülkemizde ısıtılmayan seralarda kış aylarında, yüksek sıcaklık durumunda da açıkta domates, patlıcan ve kabak yetiştiriciliğinde büyümeyi düzenleyicilerden yararlanılmaktadır. Kullanılacak BGD’lerin etkinliği BGD tipine, uygulama dozuna, saatine, şekline ve sayısına bağlıdır. Ülkemizde meyve tutumunu artırmak amacıyla ruhsatlandırılmış BNOA (ß-naphthoxyacetic acid), NAD (naphthalene acetamid) ve CPA (chlorophenoxyacetic acid) en fazla kullanılan BGD’lerdir. Piyasada farklı isimlerde satılan meyve tutturucular bulunmaktadır. Önemli olan kullanım talimatlarında bellirtilen etkili madde ve dozudur. Uygulama dozu olarak 10-20 ppm’lik dozlar kullanılmaktadır. Kullanılacak dozlarda paketlerdeki bilgi notları dikkate alınmalıdır. Uygulamaların günün sabah saatlerinde (9’a kadar), açılmakta olan çiçeklere yapılması gerekir. Domates ve patlıcanda çiçeklenme süreklilik gösterdiğinden uygulamaların her çiçek salkımına veya açılmakta olan çiçekler için tekrarlanması gerekir. Kabaklarda ise genç fidelere çiçekler açmadan önce yapılan uygulamalar etkili olmakta ve çoğunlukla ethephon etkili maddeli BGD’ler kullanılmaktadır. Uygulamada aşırı doz kullanımı ve yanlış zamanda yapılan uygulamalar meyvelerde şekil bozukluklarına neden olur ve ürünün kalitesi bozulur. BGD dozlarına verilen tepkide çeşidin partenokarpiye yatkınlığı veya iri meyveli olmaması da etkilidir. İri meyveli domateslerde uygulama sonrası deformasyon fazla olmaktadır. Ülkemizde özellikle örtüaltı tarımında BGD kullanımı giderek azalmaktadır. BGD’lerin düşük dozda kullanlması nedeniyle sağlık açısından risk taşıma oranları tarımsal ilaçlardan düşük olmasına rağmen yanlış bilgilendirme nedeniyle tarımsal ilaçlardan daha zararlı olduğu fikri beyinlere işlenmiştir. Eğer BGD kullanmak istemiyorsak, seraların ısıtılması ve tozlanmada bombus arısı kullanılması zorunludur.   Aksi takdirde BGD kullanmak bir zorunluluk haline gelmektedir.
Yine yanlış bilgilendirmeler sonucu, kış aylarında serada yetiştirilen tüm sebzelerde BGD kullanıldığı gibi yanlış bir bilgi vardır. Seralarda yetiştirilen hıyar çeşitleri partenokarp çeşitlerdir. Bunlar sera koşullarında döllenme olmadan meyve tutabilmektedir. Dolayısıyla BGD kullanımı söz konusu değildir. Aldığınız meyvelerde tohum bulunuyorsa bu meyvelerde BGD kullanılmamış demektir. Her şekilsiz meyve de BGD uygulanmış demek değildir.
Çeşit seçimi: Islah çalışmaları sonucu farklı sıcaklık sınırlarında meyve tutabilen çeşitler geliştirilmiştir. Geçmişte seralarda sonbahar, ilkbahar ve tek ürün döneminde birkaç çeşit kullanılırken, şimdi her yetiştirme dönemine uyabilen çeşitler bulunmaktadır. Seralarınızda ısıtma giderlerini düşürmek için düşük sıcaklıkta meyve tutumu yüksek olan çeşitleri, açıkta yetiştiricilikte de sıcak dönemlerde yüksek sıcaklıkta meyve bağlayabilen çeşitleri tercih etmelisiniz.
Kültürel işlemler: Sebze yetiştiriciliği sırasında kültürel işlem olarak meyve tutumu üzerinde sulama, gübreleme ve tarımsal savaş diğer işlemlere göre daha fazla etkilidir. Çiçeklenme döneminde yapılan fazla  sulama, yetiştiricilik sırasında verilen yüksek dozlardaki azotlu gübreleme, çiçek ve meyve dökümlerine neden olarak verimliliği dolaylı olarak etkiler. Bazı sebze zararlıları çiçekleri yiyerek, bazıları da yaprak gelişmesini engelleyerek verimlilik üzerinde olumsuz yönde etkili olurlar.

Bir önceki yazımız olan Tahıl Çeşitleri başlıklı makalemizde Arıcılık, Arpa ve ay çiçek hakkında bilgiler verilmektedir.

Makaleler

İnsanları mısır şurubu şekeri ile aptallaştırıyorlar

Published

on

İnsanları mısır şurubu şekeri ile aptallaştırıyorlar

PANCAR ŞEKERİNİ ÖLDÜRDÜLER! TÜRK HALKINI MISIR ŞURUBU ŞEKERİ İLE APTALLAŞTIRIYORLAR..!

Türkiye’de doğal şeker olan,şeker pancarı üretimi kotaya bağlıdır.Bu kotayı her sene kademeli olarak düşürüyorlar.Bu işin arkasında “Cargill” adında,dünyanın en büyük “mısır şurubu şekeri” üretici olan şirket var.Avrupa Birliğinde, mısır şurubu şekeri kullanma sınırı toplam şeker üretimi/tüketiminin %5-10 arasındayken bu kota Türkiye’de %15’i geçmiş ve daha da arttırılması için Tarım Bakanlığı’na müthiş bir baskı vardır.

Bu şirketin Bursa-Orhaneli’nde bir fabrikası var ve Türkiye’deki ortağı da “ÜLKER” Grubu.Türkiye’de bu ürün, tüm gruplarca tüm hazır
dondurma,tatlı,şekerleme,kola ve diğer tatlı ürünlerinde kullanılıyor.
Mısır şekeri şurubu “endüstriyelleşmiş şeker” sınıfına girer ve özellikle çoçuklarda “OBEZİTENİN”, büyüklerde de “KALP VE PANKREAS”‘a bağlı hastalıkların en BÜYÜK SORUMLUSUDUR.

Sadece GDO yetmez, çocuklarımız OBEZ, bizi de hasta eden,çiftçimizin şeker üretme hakkını elinden alan ve fakirleştiren “mısır şurubu şekerine” de HAYIR demeliyiz ve bilinçlenmeliyiz.
Tehlikenin büyüklüğünü görmek ve ailenizi korumak için 2 dakika araştırma yapmanız ve bilinçlenmeniz yeterli OLACAKTIR.

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Makaleler

GDO’lu tohum ya da normal tohum 2 sini de reddediyoruz..

Published

on

GDO'lu tohum ya da normal tohum 2 sini de reddediyoruz..

Organik Tarıma da Hayır!
Şimdi çiftçiyle ilgili GDO'lu tohum ya da normal tohum, işte şimdi bir
hibrit tohum, GDO'lu tohum diye fazlaca söz edildi ki bu gerçektir. Hibrit
tohum tohumun özelleştirilmesidir arkadaşlar, GDO'lu tohum da sahip
olmaktır. Özelleştirmenin ötesinde bizatihi sahibi olmaktır artık işin.
Dolayısıyla her ikisini de reddediyoruz biz. Tabii bunu sizlere söylüyorum,
çiftçi arkadaşlarıma söylesem kahvede beni döverler. Çünkü hibrit tohumu
kullanıyor ve hatta ve hatta organik tarım yapan birçok kesim hibrit tohum
kullanır ve bunun doğru olduğuna da inanır.
Biz çiftçiler olarak organik tarıma cepheden karşıyız. Neden karşıyız, izninizle
onu da hemen kısaca anlatayım. Şimdi tabii organik tarıma karşı
olduğumuzda iyi tarıma çoktan karşıyız, o bölümü bir geçelim. Organik tarıma
neden karşıyız? Çünkü biz şirket tarımcılığına karşıyız. Bir yandan siz
kalkmışsınız kimyasal ilaç kullanmışsınız, kimyasal gübre kullanmışsınız,
işte hibrit tohum kullanıyorsunuz, bir sürü sağlıksız gıdayı üretmişsiniz,
insanlar hasta oluyor. İşte çeşitli kanser vakalarından söz ediliyor, çeşitli
hastalıklardan söz ediliyor ve ortalıkta bir panik yaratmışsınız. Hemen arkasından
dönmüşsünüz bu paniği ranta dönüştürmek istiyorsunuz, organik
tarım. Organik tarımda bir yanıyla organik tarımı kullananlar bir statü
elde ediyor, diğer yanıyla da organik tarımla birlikte gene ilaç firmaları çıkıyor
ortaya, organik ilaç, organik gübre, organik tohum, organik bilmem ne,
böyle birtakım şeylerle tekrar hayatımıza giriyor, tekrar bir egemenlik kuruyor,
tekrar yönlendiriyor, tekrar belirleyici oluyor. O yetmiyor, bir ülkede
81 tane il var, il tarım müdürlükleri var, 10 binin üzerinde elemanı var, ama
bunların organik tarım sertifikası verme yetkileri yok. 13 tane şirketin 190
tane elemanının bunu para karşılığı verme yetkisi var.
Dolayısıyla biz bunun yerine üretimden pazarlama zincirinin çiftçiler ve
tüketicilerde olacağı bir sistemi savunuyoruz ve burada da biz buna organik
tarım demiyoruz, bilge köylü tarımcılığı diyoruz. Bilge köylü tarımcılığının
temeli hayvancılıkla bitkisel üretimi bir arada yapmaktır. Zaten her ne
hikmetse bizim ülkemizde bir de böyle bir şey vardır, Tarım ve Hayvancılık
74 İstanbul Barosu Yayınları
Bakanlığı, tarım ve hayvancılık diye söz edilir. Tarımın tarifi şudur arkadaşlar,
bitkisel üretimle hayvan yetiştiriciliğinin bir arada yapıldığı işin adıdır.
Bunu birbirinden ayırdığınız andan itibaren hayvanın çıktısını bitkiye,
bitkinin çıktısını da hayvana kullanmazsınız. O kullanmadığınız alanlara
şirketler girer, size yem satar, şirketler girer gene hayatınıza size gübre satar.
Bunun yarattığı problemlerin ardından çok su kullanırsınız, çok su
kullandığınızda haşere çoğalır, haşere çoğaldığında ona ilaç atmanız lazım.
Bu sefer haşerelerin biriktiği yabani otları ortadan kaldırmak için onlara
ilaç atmaya başlarsınız ve hayatınızda hızlı bir biçimde ilaç, gübre ve tekrar
şirketlerle el ele, diz dize bir aşk yaşarsınız.
Şimdi bütün bunlardan dolayı biz bunu, bu söylediğimiz sözü elbette
böyle bir fantezi olarak söylemiyorum. Kesinkes hobislere bırakılmayacak
bir tarzdan söz ediyorum, devlet politikası, merkezi devlet politikası haline
getirilmesinin mücadelesinin verilmesi lazım. Merkezi devlet politikası haline
getirilmeyen, çeşitli hobist ilişkiler içerisinde götürülen her şey devleti
o görevlerden alıkoyan, hadi yapın canım, şu şöyle yapıyor, bu böyle yapıyor
diye örneklendirmelerle başka bir yöne doğru yönümüz değiştirilmeye
çalışılıyor. Şimdi Hocamın söz ettiği şey var, işte Sağlık Bakanlığı'ndan çağırdılar,
bilim kurulları, vesaire, giderseniz sonunuz böyle olur. Niye biliyor
musunuz arkadaşlar? Küresel kapitalizmde bir demokrasi anlayışı vardır
ve bu demokrasi bizim bildiğimiz demokrasi değildir. Bunun adı yönetişimdir,
çok kullanılır bu kelime, hemen hemen bütün hobistlerde ve STK’larda
bunu duyarsınız. Yönetişim kelimesini hemen duyarsınız ve ticaret odasında
da duyarsınız, sanayi odasında da duyarsınız, birçok yerde duyarsınız.
Yönetişim şudur arkadaşlar, üç tane ayağı sacayağının üçü, şirket, devlet,
STK. Şimdi bunların birlikte çalışmasının adı yönetişimdir. Üçü bir arada
çalışır, bu yönetişimi kurarlar. Şimdi bir STK düşünün ki devletle birlikte
çalışıyor, peki, devletin yaptığı yanlış politikayı eleştirme hakkını kaybediyor
mu, etmiyor mu? Kaybediyor.

 

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Makaleler

GDO’lu İçme Suyu

Published

on

GDO'lu İçme Suyu

GDO'lu İçme Suyu

GDO’ların insan sağlığına etkisi; şimdi biz herhangi bir et, herhangi bir
bitki yediğimiz zaman o bitkinin genetik şifresini de yiyoruz. Yani biz sürekli
beslenirken gen yiyoruz. Üretici şirketler diyor ki, sen zaten habere
gen yiyorsun, hayvan da habere gen yiyor ve insan vücudu bu genleri hazmediyor.
Doğru, adamlar haklı, biz her gün gen yemiyor muyuz, yiyoruz.
O genleri büyük abdestle aynı gen olarak mı atıyoruz? Hayır, onları sindiriyoruz
ve protein yapıtaşlarına bölünüyor ve bu insan vücudunda yeni
protein üretiminde de kullanılıyor. Doğru da püf noktası şurada, bitkideki
siyah noktacığı sağlayan proteinle gözbebeğimizdeki siyah noktayı sağlayan
protein aynı protein, dolayısıyla yüz binlerce, milyonlarca yıldır aynı
genetik özellik mevcut ve bir bitki içindeki veya hayvansal ürün içindekigen dizilimi onun algılanıp sindirilmesi açısından çok önem kazanıyor. Siz
bu dizilime, yüz binlerce yıldır, milyon yıldır var olan bu dizilime dışarıdan
müdahale ettiğiniz zaman o genin o geni bizim vücudumuzda algılayacak
reseptörler tarafından algılanmasının önüne geçmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla
artık o gen sindirilmiyor.
Münih Süt Enstitüsü Avrupa'nın en büyük süt araştırma enstitüsü,
GDO taraftarı bir enstitüdür ve Greenpeace sütlerde GDO saptandığında
çıngar çıkmıştır. Bunun üzerine GDO lobisi Münih Süt Enstitüsüne, Münih
Teknik Üniversitesi Süt Enstitüsüne “bağımsız bir araştırma” yapmasını
önermiştir. Bu araştırma sonucu sütlerde GDO yoktur sonucu çıktı, daha
başka bir sonuç da beklenemezdi, ama şapşallıklarına mı geldi nedir, bilemiyorum,
şunu da açıkladı bu araştırma. İneklerin yediği bin tane yabancı
gen varsa bunun 600’ü değişmeden dışkıyla atılıyor, aktif formuyla atılıyor.
Yani şirketlerin yıllardan beri iddia ettiği biz bu yabancı genleri sindiriyoruz
lafı lağım oldu. Ancak bu ne demek? Şimdi siz aydın, bilinçli bir Türk çiftçisi
olarak organik tarım yapıyorsunuz, organik tarımda yabancı kimyasal
gübre kullanmamak için hayvansal gübre kullanıyorsunuz. Ancak hayvan
yemi olarak yurtdışından gelmiş soya yediriyorsunuz.

O soyadan ineğin vücuduna
geçen genetik yapısı bozuk genlerin yüzde 60’ı dışkıyla aktif bir
şekilde tezekte bulunuyor ve siz o tezeği toprağınıza döküyorsunuz. Hani
GDO'lu tarım yapmıyorduk Ahmet Bey, işte GDO'lu tarım bu. Yani bugün
Türkiye'de artık GDO'lu tarım yapmıyoruz ki kamuya açık alanlarda ben de
hep GDO'lu tarım olmadığını söylüyorum. Çünkü bir GDO'lu domates veya
biber tohumu ithali yok Türkiye'ye, ama siz hayvan yemi olarak GDO'lu
ürün kullandığınız zaman ve o hayvan gübresini tarlanıza attığınız zaman
sizin tarlanız ve ürününüz artık GDO'ludur. Çünkü bu genler topraktaki
bakterilere geçiyor. O bakterilerden böceklere geçiyor, bitkilere geçiyor, oradan
içme suyuna geçiyor. Yağmur suyuyla ya derelere ya da yeraltı sularına
geçiyor. Dolayısıyla bizim Ahmet Atalık’ın da ısrarla vurguladığı gibi tüketici
bilinçlenmesi çalışmasının yanı sıra çok ciddi bir şekilde bu ürünlerin ülkemize
girmesini engelleme çalışmamız olması gerekiyor. Çünkü bu ülkeye
girdikten sonra veba gibi bir şeydir, çıkarmak artık ne yazık ki mümkün
değildir.

Peki, bizim Tarım Bakanı “Biz artık küresel bir oyuncuyuz, tek başımıza değiliz. O yüzden dünya kurallarına uymamız gerekiyor.” gibi bir lafı
vardı, “Biz herhangi bir ticareti engelleyemeyiz.” diye bir lafı vardı. Ancak
gerek Avrupa Birliği'nin Gıda Güvenliği Yasası, gerekse de Dünya Ticaret
Örgütü'nün Bitki ve Sağlık Yasası bize bu imkânı veriyor, sokmama imkânı
veriyor. Bakın, ben her ikisini okumamak için Dünya Ticaret Örgütü'nün
Sağlık ve Bitki Sağlığı Tedbirlerinin Uygulanması Hakkında Anlaşmanın 5.
maddesinin 7. fıkrasını okumak istiyorum. “Yeterli bilimsel kanıtın olmadığı
durumlarda bir üye ülke uluslararası örgütlerden ve diğer üye ülkelerin aldığı
sağlık ve bitki sağlığı tedbirlerinden elde edilenler de dahil olmak üzere
mevcut verilere dayanarak geçici olarak sağlık ve bitki sağlığı tedbirleri alabilir.
Böyle bir durumda üye ülke daha objektif bir risk değerlendirmesi için
gerekli ek bilgiyi sağlamalı ve buna göre sağlık ve bitki sağlığı tedbirlerini
uygun bir süre içinde gözden geçirmeli.” Avrupa Birliği yasası buna ilave
olarak şunu söylüyor, “Sizin koymuş olduğunuz engeller uluslararası ticareti
engellemeye yönelik haksız bir unsur taşıyacak boyuta gelmemeli.” Yani siz
sağlık riski görüyorsanız bu gerçekten sağlık riski dolayısıyla bir engelleme
olsun, rekabet gerekçesiyle olmasın.

 


Türkiye'nin En Güvenilir Gıda, Tarım ve Hayvancılık Kanalı Ziraat Televizyonu

Bir önceki yazımız olan Yerli tohum kullanan ciftciye 10.000 lira ceza! başlıklı makalemizde 10.000, Ceza ve Çiftçiye hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Trend Konular