Connect with us

Genel

“Türk tavuğu Brezilya tavuğundan ton başına 400 dolar daha fazla”

Published

on

Türk tavuğu Brezilya tavuğundan ton başına 400 dolar daha fazla

Türkiye tavuk ve yumurta sektöründe faaliyet gösteren 450 işletmenin üyesi olduğu Kanatlı Tanıtım Grubu (KTG), son zamanlarda bazı doktorlar tarafından gündeme getirilen ‘Tavuk eti kanser yapıyor, yumurta tüylenmeye yol açıyor’ eleştirileri üzerine medya turu düzenledi. Has Tavuk Kesimhane ve Burdan yumurta tesislerinin kapılarını gazetecilere açan sektör temsilcileri adına KTG Başkanı Şahin Aydemir müjdeyi verdi: “Türk tavuğu kaliteli olduğu için Brezilya tavuğundan ton başına 400 dolar daha fazla. Gerekli hijyen denetimlerinden sonra Japonya’ya ihracat başlıyoruz.”

Balıkesir’in Susurluk ilçesinde faaliyet gösteren Has Tavuk Kesimhanesi’nde düzenlenen toplantıda konuşan KTG Başkanı Şahin Aydemir, Türkiye’nin, tavukçuluk sektörünün ulaştığı noktadan dolayı tüm dünyadan teveccüh gördüklerini söyledi. En son olarak Japonya’nın Türkiye’den tavuk ve tavuk ürünlerini alma kararını ilettiğine dikkat çeken Aydemir, “Önümüzdeki hafta içerisinde Türkiye’ye gelerek resmi heyetle, Türkiye’den tavuk ürünlerinin açılışını serbest bırakma konusunda Türkiye’deki işletmeleri kontrol ve denetime geleceklerini ifade etmiş, bu denetimlerden sonra Türkiye ‘deki tavuk ürünlerini Japonya pazarında görme imkanına ulaşacağız. 62 ülkeye yumurta ve beyaz et olarak ihracatımız var. Kalitemiz nedeniyle Brezilya, Arjantin gibi ülkelerden ton başına 400 dolardan pahalı satmamıza rağmen kalitemiz sebebiyle Türk tavuk ürünleri tercih ediliyor. 360 adet yumurta kutusunda bile diğer ülkelerden 4 dolar daha pahalı olmamıza rağmen bizim ürünler tercih ediliyor. Japonya’ya tavuk ve tavuk ürünleri satacağız, beyaz et satacağız, katma değeri fazla ürünler satacağız.” diye konuştu.

Dr. Yavuz Dizdar’ın televizyon programlarında ‘Tavuk eti kanser yapıyor, yumurta tüylenmeye yol açıyor’ gibi açıklamalarının sektörü baltaladığını savunan Aydemir şöyle devam etti: “Tavuk sektörünün tüm süreçlerini medyaya göstermekten kıvanç duyuyoruz. Ülkemizdeki tavukçuluk sektörü uygulamış olduğu teknoloji ile dünyanın en ileri teknolojisine sahiptir. Halkımızın ihtiyacı olan sağlıklı, doğal hayvansal protein kaynakları üretilir. Gerek et gerekse yumurta tesislerinde sağlıklı üretimin nasıl gerçekleştiğini göstermek için kapılarımızı açtık. Şehir efsanelerine kurban edilmeyecek kadar ciddi, baştan sona, çiftlikten sofraya gıda güvenliği zinciri içerisinde üretim yapan tavukçuluk sektörünün nasıl insan sağlığına verdiği önemi medya gözüyle bakmanızı istedik. Türkiye’de doğrudan 600 bin dolaylı yoldan 3 milyon kişi bu sektörden ekmek yiyor. Yıllık 7 milyar dolar ekonomiye katkısı olan sektör, yıllık 1 milyar 32 milyon dolar ihracat yapıyor. Dünyada yumurta ihracatında ikinci, beyaz et ihracatında ise dünyada 7’inci sıradayız. Çiftçiyi üretim noktasında destekleyen, mısır üretimi noktasında destekleyen. Bu sayede tamamen yerli mısır kullanılmaktadır. Sektörün mısır üreticisine verdiği destekle çiftçi, yerli mısırı üretmenin avantajını görmüş ve üretmeye başlamıştır. Türkiye’deki fason üreticilik modeli dünyaya örnek olmuştur. Köyden kente göçü engelleyen, insanların yerinde kalarak gelir sağlaması anlamında büyük öneme sahiptir.”

Yumurta sektöründe bin 100, damızlık ve tavuk eti üretiminde 100’e yakın firmanın hizmet verdiğini anlatan KTG Başkanı Şahin Aydemir, fason üreticilerle birlikte sektördeki işletmeci sayısının binlerle ifade edildiğini dile getirdi. Türkiye’de 2005 yılındaki kuş gribi vakasından sonra hiçbir işletmeden kuş gribine rastlanmazken köy tavuklarında vakalara rastlanıldığını belirten Aydemir şöyle devam etti: “En küçüğünden en büyüğüne tüm işletmelerimiz devletin veterinerleri tarafından kontrol edilmektedir. Tavukçuluk ve yumurta sektörü; her barkodundan geriye doğru üretim zincirini kontrol edebileceğiniz tek sektördür. Çiftlikten sofraya gıda güvenliği olan tek sektördür. 2012 yılında 15 bin 120 adet raflardan alınan test edilen hiçbir üründe sağlığa aykırı olumsuz madde bulunmayan tek sektörde tavukçuluk sektörümüz. Ne yazık ki; sektörün gerçeklerini bilmeden yanlış bilgilendirmeler yaparak, halkımızın geleceğine zarar verdiğini bilmeyen, yanlış ifade eden şehir efsanesiyle kendi menfaatleri için çalışan insanların bu sektörü kötülediklerini görüyoruz. Yumurta, anne sütünden sonra dünyadaki en sağlıklı besin olarak gösteriliyor, yumurtayı bile tereddütle çocuklarımıza yedirmeye başladık. Halbuki; çocukların beyin hücrelerinin oluşması, gelişmelerinin sağlıklı olması için, görme bozukluklarının giderilmesi için, genç kadınların göğüs kanseri riskini azaltmak için, yüzde 98’si sindirilebilir yumurtayı herkesin tüketmesi gerekiyor. Beyaz et içerdiği özellikler itibariyle çok sağlıklı ve yağ özelliğinin de düşük olması sebebiyle her yaş döneminde rahatlıkla kullanılabilecek sağlıklı protein kaynağıdır.”

Türkiye’de yıllık 1 milyon 900 bin ton tavuk eti üretimi olduğunu anlatan KTG Başkanı, Has Tavuk Genel Müdürü Şahin Aydemir, “Yıllık 16 milyar adet yumurta üretimi söz konusu. Dünyanın yumurta ihracatında dünya ikincisi, üretiminde 7’inci sıra. Beyaz et üretiminde dünya 11’incisi ihracatında ise 7’inci sıradayız. 2013 hedefini 2013 yılında gerçekleşmiş tek sektörüz. Türkiye tavukçuluk sektöründeki hijyentesi dünyanın hiçbir ülkesinde yok, buna ABD’de dahil. Yalan, yanlış yanıltıcı haber vermek değil. Bilgi artık avucumuzun içerisinde. İnsanlar konuşuyor, kimse sorgulamıyor. Bir tavuk günde üç yumurta verir mi? Bir tavuğun yumurta oluşturma süresi maksimum 24,5 saattir.” dedi.

Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Besin Hijyen Teknolojileri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar ise Dr. Yavuz Dizdar’ın konuşmalarının toplum tarafından endişeye yol açtığını söyledi. Prof. Dr. Tayar şunları kaydetti: “Bu, benim için neden önemli? Bu söylentiler benim evime geldiği için buradayım. Benim annem bile ‘Ya Mustafa, yumurtalarda böyle bir şey varmış, çocuklara yedirmeyin.’ O kuşku, o söylenti benim evime kadar geldi. Şimdiye kadar ciddiye almıyordum. Yoğurda vuruldu laftalar, yoğurt, yumurta, dünyanın en mükemmel gıdadır. Yumurtadan ucuz kaliteli bir protein kaynağı yok, Tavuk eti ve yumurta her yaş için son derece önemli. Biz tüketilmesini yaygınlaştırmak için çalışırken, televizyona çıkıp ‘Biz bakkala sorduk, yumurtayı yıkıyorlar’ Yumurta yıkanmaz. Yumurtanın etrafı kaplanırsa ayrı bir tekniktir. Google okur yazarlığı yanlış bilgilendirmeye yol açıyor. Dihidrojen oksit dünyanın en tehlikeli maddesi, öldürür kanser yapar. Dihidrojen oksit yüksek miktarda ise deri yanıklarını yüzde 30 oranında sebebidir. Dihidrojen oksit; sudur. Böyle anlatırsam suyu olur mu? Doğru her zaman doğru anlaşılmaz. Yavuz Dizdar popüler, kıskanıyorum da. Tüm kadın programında var. Kitabı satıyor. Ciddiye alıp okuyorum. Referans olarak mahalle bakkalına güvenilir mi? 30 yıl veteriner fakültesinde gıda güvenliği için kendimi parçalıyorum, birisi minare eğri diyor. İşi gücü bırakıp her gün bir yerde olmam lazım.”

Has Tavuk Kesimhanesi’ndeki basın toplantısında ilginç görüntüler de yaşandı. Gazetecilerin oturduğu masaya yeni doğmuş civcivler getirildi. Sektör temsilcileri, ‘her şey doğal, işte bakın’ diyerek civcivleri basın mensuplarının ellerine verdi. Gazeteciler de civcivleri severken ortaya ilginç görüntüler çıktı. Basın toplantısının ardından medya mensupları için kesimhanenin kapıları ardına kadar açıldı. Üretim çiftçiliğinden gelen tavukların kamyonlardan indirilmesi ve kesim ünitesine gitmesinden başlayan medya turunda konuşan KGT Başkanı Şahin aydemir ‘helal kesim’ konusuna da açıklık getirdi. Aydemir, şunları kaydetti: “Baştan sona hijyen önemlidir. Sadece tavuğu elle kesmiş olmanız, keserken ‘Bismillah’ demeniz değil, baştan sona hijyen sistemini, hijyen kurallarını uygulamak önemlidir. Bu tesislerde da canlının getirilişten son noktaya kadar hijyen birinci kural olarak tercih edilmiştir. Bu anlamda dikkat edilerek üretim yapılmaktadır.”

Has Tavuk Kesimhanesi’ndeki medya turunda tavuğun elle kesilip, makineler kanalıyla paketleme ünitelerine kadar gelmesi kameralar tarafından görüntülendi. Susurluk’taki incelemelerin ardından gazeteciler Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Burdan Yumurta Tesisleri’ne götürüldü. Tam 2 buçuk milyon yumurtalık tavuğun bulunduğu kümeslerin de gazetecilere gezdirildiği tesislerde günlük 2 milyon adet yumurta üretimi yapıldığı açıklandı. Yumurtaların kümesten itibaren el değmeden paketlenmesine şahitlik eden gazetecilerin sorularını KTG Başkanı Şahin Aydemir ve Matlı Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı tarafından cevaplandırıldı.

Bir önceki yazımız olan Gübre, mazot ve toprak analizi destek müracaatları uzatıldı! başlıklı makalemizde analizi, destek ve Gübre hakkında bilgiler verilmektedir.

Genel

GDO’ların esası, “gen transferi”ne dayanır

Published

on

GDO’ların esası, “gen transferi”ne dayanır.

GDO’ların esası, “gen transferi”ne dayanır.
Gen transferi, bir canlının genlerini taşıyan DNA’sının,bir başka canlının hücresine nakledilmesidir.
Genetik mühendisliği, benzer olmayan organizmalar arasında tek veya daha fazla genin izole edilip, kesilip, birleştirilmesi ve aktarılmasıdır (normal koşullarda oluşması beklenmeyen gen kombinasyonları).
Örneğin; Kutuplarda yaşayan bir tür balıktan izole edilen anti-freeze (yani bitki dokularında donmayı engelleyen) geni domates ve çilek gibi bitkilere aktarılarak soğuğa dirençli GD domatesler ve çilekler geliştirilmektedir.
Gen mühendisliği, gıda üretiminde ve gıda katkı maddeleri üretimi üzerinde kayda değer etkiler yapmaktadır.

Şahin DOĞAN

Bir önceki yazımız olan Tohum ve fidelerde erken dikim sakıncaları başlıklı makalemizde Dikim, Erken ve fidelerde hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Genel

Tohum ve fidelerde erken dikim sakıncaları

Published

on

Tohum ve fidelerde erken dikim sakıncaları

TOHUM VE FİDELERİN ERKEN DİKİLMESİNİN SAKINCALARI
Tohum ekimlerinin yaklaştığı şu günlerde, özellikle sosyal medyada, bazı hobicilerin, yaz sebzelerininin tohum ekimlerini gerçekleştirdiğini hatta bazı fidelerin şaşırtma noktasına geldiğini görüyoruz. Her ne kadar ‘erken olduklarına’ dair yorumlar yapsak da, acele eden diğer hobicilerin de gördüğü fotoğraflar karşısında bir an önce ekim işlemlerine girme eğiliminde olduğu gözleniyor.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir. Sanal ortamda gezinen bazı ‘tohum ekim/fide dikim’ tabloları, ağırlıklı olarak profesyonel üreticiler içindir. Bu tablolardaki tarihlerin Türkiye genelini ifade etmesi mümkün değildir. Şöyle ki; bırakın Türkiye genelini, sadece Trakya’da bile aynı gün içinde, 3 ayrı bölgede, 3 ayrı iklim hakimdir. İstanbul’un Anadolu yakası ve Avrupa yakasında bile bazı noktalar için 5 güne yakın farklılık gösterir. Hele lokal olarak oluşan mikroiklimleri hesaba vurmanın imkanı yoktur. Don oluğu oluşturmuş bir tarla ile, bunun belki 50 metre sonrasındaki bahçede, fide dikim tarihleri farklılık gösterir.
Şimdi bu bilgiler ışığında nasıl bir yol izleyeceğiz? Fidelerimizi erken diksek ne olur? Erken erken dikersek, erken ürün alabilir miyiz? Veya erken diktiğimiz için bir kökten aldığımız verimi çoğaltabilir miyiz? soruları gündeme geliyor. Sırasıyla cevap vermek gerekirse;
-Ek bir tedbir almıyorsanız-
Genel olarak yaz sebzelerinin toprakla buluşturulması, bölgedeki son donlardan 2-3 hafta sonrasına ayarlamak en güzelidir. Hobiciler açısından bakacak olursak ta; Türkiye için genel tarih hıdırellezi takip eden haftada olması gerekir. Bu tarih, toprağın sebze yetirmek için gerekli olan derinliğindeki sıcaklığın 9-10 dereceyi bulacağı tarihtir. Ayrıca bu tarih, eski anadolu köylülerinin kullandığı ‘Rumi Takvimi’nin ‘kış ayları’nın bitiş tarihidir. Yani 5 Mayıs’ta kış ayları biter ve 6 Mayıs’tan sonra ‘yaz ayları’ başlar. Bu nedenle, hıdırellez haftası fideleri toprağa dikebilmek için, bundan 2 ay öncesi olan, 5 Mart’ta, tohumları ekmelisiniz. Bu tarih, domates, biber ve patlıcan için önemli bir tarihtir. Diğer sebzeler için öncesi ve sonrası konusunda tek tek ele almak gerekir. Ama hepsi için erken davranmanın bir nedeni yok, hatta sakıncaları var.
Fideleri erken dikersek ne olur? Sorusuna cevap olarak; genelde biber, patlıcan ve domates, soğuk toprakta sıkıntı çıkartır, zayıf gelişim gösterir, sağlıklı bir fide olsa bile zaman içinde hastalıklara yatkın bir hale gelir, toprakaltı sıcaklığı düşük olduğu için kök gelişmesinde sorunlar oluşur. Bu durumlarda, gövdede gelişme gerilemesine, ürüne yatmada sorunlar çıkartır. Mesela 15 Nisan’da diktiğiniz bir patlıcan fidesi, 7 Mayıs’ta dikeceğiniz fideden, ilerleyen tarihte daha az gelişme gösterir ve yaz yorgunluğuna daha erken yatabilir. Öte yandan, yine patlıcan için konuşmak gerekirse, soğuk toprakla buluşan patlıcan, önce yaprak silkmesiyle kendini yenilemeye, sonrasında, hava sıcaklığıyla birlikte gelişmeye yönelik yeni bir dönem oluşturur. Bir çok hobici de, bu yaprak dökmeleri ‘patlıcan soldu, tutmadı’ diyerek, fideyi yeniden dikme eğilimi gösterir.
Bu nedenle ‘Erken dikersek erken ürün alabilir miyiz’ sorusuna ‘hayır’ diye cevap verebiliriz. Çünkü, erken diktiğimiz zaman belki erken bir çiçeklenme söz konusu olabilir ama, meyveye yatma konusunda, zamanın aşılmasına neden olacaktır. Belki biber çok büyük bir sorun çıkartmıyor gibi görünse de, hastalıklara karşı direnci azalacak, körpe biberlerde lezzet oluşması engelendiği gibi, kart biberler de odunsu bir özellik kazanmasına neden olacaktır.
Sağlıklı bir fide oluşturmada alınacak öncü tedbirlerin yanına, bir de dikimle ilgili tedbirlerin gündeme gelmesine neden olacak, sağlıklı olan fidemiz, süreç içinde zayıf bir fide haline gelecektir.
Ancak ek tedbirler alınabilir.
Tabi bu ne kadar gerekli tartışılabilir.
Mesela, toprağın sıcaklığını arttırmak için, oluşturduğunuz dikim tavası, masura veya yükseltilmiş sebze yataklarının üzerine, şaşırtma yaptığınız tarihte siyah bir naylon germek, toprak ısısının yükselmesine, mikroorganizma yoğunluğunun artmasına ve hareketlenmesine neden olacaktır. Bununla birlikte, yapılabilirse, siyah poşetlerin üzerine açacağınız deliklere fideleri dikebilir, U şeklinde toprağa soktuğunuz 6’lık inşaat demirleri üzerine naylon gererek ‘örtüaltı’ yapabilirsiniz. Ancak bu örtü altı sisteminin, özellikle sabah 10’da bir süre açılması ve mesela 10 dakika sonra tekrar örtülmesi gerekir. Bu şekilde içeride oluşan oksijen fazlalığı, karbondioksitle dengelenebilir.
Bu sistem size , erken bir dikim için fayda sağlayacaktır. Ama yine de tavsiyem, 6 Mayıs’tan önce soğuk toprağa fidelerinizi dikmeyin!
(Not: Yukarıda bilgiler, sadece açıkta toprağa dikilen sebze fideleri içindir. Kapalı bir balkon veya örtülatı için farklı bir durum söz konusudur.)
Murat ÖZYILDIRIM

Bir önceki yazımız olan Balkon (saksı) bahçeciliği başlıklı makalemizde bahçeciliği, Balkon ve Saksı hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Genel

Balkon (saksı) bahçeciliği

Published

on

Balkon (saksı) bahçeciliği

BALKON BAHÇECİLİĞİNE GİRİŞ -1-
Balkon (saksı) bahçeciliğinin yazılı olmayan bazı kuralları vardır. Çünkü, bahçe veya tarla gibi, neresinden bakarsanız bakın, hatalarınızı tölere edecek bir yapı yoktur. Küçük bir mekanda bütün bir dengeyi oluşturma konusunda çekilecek acemilikler, hobicilerin bu uğraştan çekinmesine, hiç başlamasına veya bırakmasına yol açmaktadır.
Balkon (saksı) bahçeciliğinde sıkıntı çekilen konuları şöyle bir gözden geçirirsek;
– Toprak yapısını oluşturamama
– Sulama dengesini kuramama
– Gübreleme problemleri
– Işık ve gölgeleme hataları
– Döllenme problemleri
– Budama yapmama eğilimi
– Sağlıklı fide yetiştireme/edinememe sorunları
– Yetiştirme ortamının ebatları konusundaki hatalar olarak karşımıza çıkıyor.
Kısaca toparlayacak olursak;
Saksı gibi ortamlarda kullanacağınız ‘toprak harcı’ için farklı formüller vardır. Ancak benim üzerinde durduğum ‘sebze yetiştiriciliği’ olduğu için, yapılacak en güzel harç, kompost veya torf, ahır gübresi ve kumu eşit oranlarda karıştırarak yapacağınız harçtır. Sadece torf veya bahçe toprağı içinde yetiştirme sıkıntıları beraberinde getirirken, kendinizin yapacağı kompost bir çok konuda size yardımcı olur. Torfta, üst tabakada hızlı bir kuruma ancak alt tabakalarda fazla su barındıracağı için, sadece torfla üretim yapmak, hobiciye çokta yarar sağlamaz. Ancak burada bir konuya temas etmek gerekir: Torf dediğimiz metaryal, organik bir yetiştirme ortamıdır ancak, ‘saksı toprağı’ diye satın aldıklarınızda ‘kimyasal veya organik gübreleme yapılmıştır’ diye bir ibare vardır. Benim tavsiyem sadece, ek işlem görmemiş ‘torf’u kullanmak, (bir miktar besin maddesi olmasına rağmen) zaman içinde gübrelemeyi kendimizin yapmasıdır. 
Öte yandan harç içine koyacağımız kum, saksı içinde sıkışmayı önlerken, ahır gübresi, bitkinin bir süreliğine besin maddelerini almasına yardımcı olur.
Not: Kum yerine; perlit, vermikülit vb gibi başka metaryellerde kullanabilirsiniz. Ancak en kolay ulaşacağınız kum olduğu için, bunun üzerinde duruyorum. Bu arada, kumu nasıl kullanacağınız konusunda bir sonraki yazıda detay vereceğim.
SULAMA SORUNLARI
Harcı doğru olarak yaptığımız sürece, sulama konusunda çok fazla hata yapacağımızı düşünmüyorum. Tabi bitkinin, su ihtiyaçlarını doğru olarak bilmek, zamanlamasını ve miktarını tam olarak tayin edebilmekte önemli… Domates çok fazla suyu sevmez ancak, patlıcan sudan hoşlanır, hıyar dibinin nemli olmasını sever. Bu nedenle, değişik saksılarda üretim yaparken, hepsini aynı zamanda sulamak doğru değildir. En basitinden, bitkilerin su ihtiyaçları, akşam karanlık çökerken, yapraklarda bir solma benzeri durum varsa veya toprağın 2-3 cm altında kuruma söz konusuysa gündeme gelmiştir. Bunun dışında sulamak, bitkilerin boya gitmesine, çiçek veya meyvaya yatmamasına neden olur. Tabi bu istekler, saksıların güneşle olan irtibatlarıyla doğru orantılıdır. Bu nedenle, 8-9 saatten fazla güneş alan bir yerde ek tedbirler almanız gerekir. Mesela saksıların dışına alüminyum folyo sarın, bitkilerin dibine malçlama yapabilecek bir şeyler koyun… Bulabiliyorsanız saman veya küçük çakıl taşları sererseniz, nemi kaybetmesini önlemiş olursunuz. (Tabi başka metaryallerde olabilir)
Sulama konusunda en iyi çözüm damlama sistemidir. Çok maliyetli bir iş olmamakla birlikte, sistemi kurma konusunda engelleriniz varsa değişik alternatiflere yöneleceksiniz. Ancak, hiç bir zaman, çeşmeden direk aldığınız suyu dökmeyin… Klorun uçmasını bekleyecek bir zaman aralığında suyu dinlendirin…
GÜBRELEME SORUNLARI
Gübreleme problemini, ilk etapta toprak harcınıza koyduğunuz ahır gübresiyle tedarik edebilirsiniz. Ama, yeterli olma konusunda, zaman içinde isteklerinize cevap veremiyebilir. Bu nedenle, bitkilerden elde edeceğiniz ‘bitki özütleri’ni kullanmak, gelişim evresinin ‘çiçek açma’ döneminde, organik potasyum gübrelerinden vermek, ara sıra ‘maden suyuyla’ sulamak iyi sonuçlar verir. Azot için ‘ısırgan özütü’, potasyum için; gruyfurt, patates, hıyar ve portakal kabuklarını mangal tarzı bir yerde yakarak elde edeceğiniz küllerini sulandırarak toprağa vermek ve minareller eksikliğini gidermek için, sade maden sularının gazlarını kaçmasını bekledikten sonra sulama suyuna karıştırmak iyi sonuçlar elde etmenizde yardımcı olur. Ayrıca, fide dikimi sırasında, olabiliyorsa, bir-iki tane muzu parçalamak, iki avuç taze ısırganı parçalamak, balık parçaları koymak, yumurtayı sirke içinde 4 gün beklettikten sonra koymak, odun küllerini toprağa karıştırmak, her saksıya 1,5 aspirini ezerek koymak, bitkinin farklı dönemlerinde, farklı ihtiyaçlarını görecektir.
IŞIK/GÖLGE SORUNU
Bitkilerin ihtiyacı olan güneş/ışık, sebze türlerine göre değişiklik gösterse de, 8 saatin altında olmamasna özen gösterin. Bu sürenin uzaması halinde, gölgeleme yapmak zorunda kalabilirsiniz. Mesela domates 8 saat direk güneş olmak üzere, 11-12 saat ışık ister. Zaman olarak, az olması sorun yarattığı gibi, çok olması da sorun yaratır. Bu dengeyi mümkün olduğunca kurmaya çalışın…
DÖLLENME SORUNLARI
Kapalı balkon tarzı yerlerde yetiştiricilik yaparken karşılaşacağınız en büyük sorunlardan biri, döllenme sorunudur. Bunun için, çiçeklenme döneminde, aşırıya kaçmamak şartıyla, bitkinin gövdesinden biraz sallayarak vibrasyon yapmaktır. Patlıcan için, çiçeği işaret ve orta parmağınız arasına alarak, kulak pamuğunu çiçek içinde gezdirin. Kabakgillerden bir bitkiniz varsa, erkek çiçeklerden birini kopartıp, dişi çiçek içinde gezdirin daha sonra dişi çiçeği, zarar vermeden toka benzeri bir şeyle kapatın… Olmaz ya, mısırınız varsa, tepesindeki erkek püskülünden keseceğiniz bir iki parçayı, yanlarda oluşan mısır koçanlarının üzerine serpmeye çalışın… Biberler, her ortamda rahat döllenirler ancak onları da arası sallarsanız iyi olur. Hıyarın, erkek çiçeklerini kopartıp, dişi çiçeklerinin içine sürtün.
BUDAMA
Saksıda yetiştirdiğiniz bütün sebzelere budama yapmanız gerekir. Domateste, sırık cinsler için koltukaltı alma, tepe budaması yapmaya özen gösterin. Patlıcanların, ilk çiçek açtığı dalı, çiçeğin 1 cm üzerinden tırnağınızla kopartın. Bu işlem diğer koltuklardan filiz atmasına neden olacak. Bu yeni filizler de ilk çiçeklerini açtığı dönemde, en üst yaprağın üzerini tırnağınızla kopartırsanız, yine koltuklardan filizlerin gelmesini sağlarsınız. Bu işlem, bitkinin özsuyunun, meyvaya daha iyi gelmesini sağlayacaktır. (Her sebzenin kendine göre budama şekli vardır. Bunların detaylarına diğer yazılarda gireceğim)
SAĞLIKLI FİDE SORUNU
En büyük sorunlardan biridir aslında… Sürekli üzerinde durduğum konu, mutlaka kendi fidenizi kendiniz yapın ve ‘sağlıklı fide’yi oluşturma konusunda bilgi dağarcığınızı geliştirin. Dışarıdan alacağınız fidelerin yüzde 80’i sorunlu ve yüzde 100’e yakını hibrit tohumdur. Yerel tohumlardan, kendi fidenizi üreterek, bir çok sorunu en baştan halletmiş olursunuz. Bir iki örnek vermek gerekirse; mantar hastalıkları güçlü hücre duvarları oluşturan bitkilere zarar veremiyor. Yine bir çok emici böcek, güçlü hücre duvarlarına karşı çok etkili olamıyor. Yani işin kısacası, güçlü hücre duvarlarına sahip sağlıklı bir fideyle üretime başlamak, genel zararlı ve hastalıklara karşı 1-0 önde başlamak demektir.
SAKSI SEÇİMİ
Yetiştirme yeri için saksı tercihiz varsa; özellikle domates için 60 lt’lik saksılar seçin. Daha küçük saksılarda, bazı cins domatesleri yetiştirebilirsiniz ancak, pembe domates gibi sırık cinsler için 60 lt uygundur.
Biberler için çok fazla saksı seçimine gerek yoktur. Öyle töleranslı davranırki, bundan sonra hep biber yetiştereyim diye düşünmeye başlarsınız.
Patlıcan için, 25 cm’lik derinlik idealdir.
Kabakgiller için orta boyda saksılar seçebilirsiniz.
Çilekler için, dikdörtgen çiçek saksıları idealdir.
Aşırıya kaçıp, balkonumda meyvede yetiştireyim diyorsanız, bodur cins olmak üzere; 20 lt civarındaki saksılarda; elma, mandalina, limon, portakal yetiştirebilirsiniz. Bu oran en küçük ebattır, daha büyük olursa dibine aromatik otlar, sarımsak, soğan gibi ürünler de dikebilirsiniz. Hem bu şekilde, zararlılar ve bazı hastalıklar için bariyer oluşturursunuz.
Hep söylerim; küçücük bir saksıda sebze yetiştiren bir hobici, her yerde çok başarılı bir şekilde sebze üretebilir.
YETERKİ İSTEYİN!
(Kısaca ele aldığım sorunları, daha detaylı olarak yazmaya devam edeceğim)
Murat ÖZYILDIRIM

Bir önceki yazımız olan Zeytinleri hasta etmeden buyutelim başlıklı makalemizde buyutelim, etmeden ve HASTA hakkında bilgiler verilmektedir.

Continue Reading

Trend Konular